Bu yorum, günümüzde yaşanan birbiri ile bağlantılı iç-dış olaylarla tam örtüşmektedir. Bu noktadan hareket ederek Prof. Arıboğan'ın yorumunun arka planını sorgulamanın önümüze ilginç detaylar getireceğini düşünüyorum. "Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, 1 Mayıs 2009 tarihinde Dışişleri Bakanı oldu. Başbakan Erdoğan- Davutoğlu hamlelerine bir göz gezdirirsek, yapılanların bugünkü olaylarla nasıl bire bir ilişkisi olduğunu daha net biçimde ortaya koyabiliriz:
1) Türk diplomasinin ruhunu ve persfektifini değiştirdiler.
2) Türk diplomasisi, monşerlikten kurtuldu, yabancı ülkelerde cirit atan proaktif (Mevcut şartları-durumu iyileştirmek isteyen, yeni bir ortam yaratmak için inisiyatif alan, ortama pasif bir şekilde adapte olmak yerine statükoyu sorgulayan) diplomatlara yerini bıraktı.
3) Türkiye, birinci dünya savaşıyla haritasını İngiltere ve Fransa'nın çizdiği Ortadoğu'ya aktif biçimde yöneldi.
4) Uzun yıllar Ortadoğu'da her taşın altından çıkan İsrail'e ,tarihimizde ilk kez meydan okundu.
5) Arap baharı ile kafasını kaldırmaya başlayan Müslüman ülkelerde, (Müslümanlık-demokrasi) işbirliğinin örneği olarak Türkiye'yi ön saflara taşıma hamlelerine geçildi.
6) Türk-Kürt kavgasını körükleyen odakların oyunu iyi okunarak, çok akıllı bir strateji değişikliği ile Kuzey Irak Kürt yönetimi lideri Barzani ile köprü kuruldu. Bu hamle ile Ortadoğu petrollerinin ve doğal gazının güvenli şekilde boru hatları ile dağıtılmasında aktör konumuna girilmesi sağlandı.
8) Yakın coğrafya derinliğine girildi. Afrika, Balkanlar, Kafkasya, Türk Cumhuriyetlerinde aktif bir Türkiye var. (Türkiye'nin toplam dış temsilciliği yüzde 25 artırıldı ve dünyadaki ilk on ülke arasına girildi.
2002'de toplam 163 olan dış temsilciliklerin sayısı 231'e yükseliyor. Afrika'da toplam 12 olan büyükelçilik sayısı 31'e çıktı)
9) İki küresel güç, Amerikan yönetimi ve Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Rusya Lideri Putin'le çok yakın ilişkiler ağı kuruldu.
Şimdi birlikte düşünelim.
Davutoğlu'nun Başbakan Erdoğan'la beraber yürüttüğü proaktif dış politika, yakın coğrafya atılımları ve bölgesel güç konumuyla Ortadoğu'da etkili aktör olma,kimlerin işine gelmez?
En büyük sıkıntıya giren ülkelerin Avrupa olduğunu net biçimde görmeliyiz. Başta İngiltere, Fransa ve Almanya'nın,sütre gerisinde Avrupa Hiristiyan lobilerinin ve her taşın altındaki İsrail'in ayaklarına basılmıştır. "Durun bakalım biraz. Biz eski Türkiye değiliz. Meydanı artık boş bırakmayız" denildiği için tezgahlar artmıştır.
Ne yaptılar?
Dünyaya bir zamanlar yön veren Avrupa güçleri, ekonomik menfaatlerine set çekmeye başlayan Türk siyaset aktörlerinin ayağının kaydırılması tezgahlarına hazırlandılar. Rahatsızlıklarını, 'Yeni Osmanlılar' tezgahı ile gösterdiler.
Sonra, "Türkiye eksen değiştirdi, batıyı bıraktı, Ortadoğu ülkesi olmaya çalışıyor" cambazlıklarına başladılar. Türkiye'yi İran potasına sokmaya çalıştılar.Bu kampanyanın, Yahudi ortaklı İngiliz ve Amerikan gazetelerince başlatılması herhalde tesadüf olamaz. Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Alman Başbakanı Merkel'in,Türkiye'nin AB üyeliğinin önüne kesme hamleleri başladı. Yetmedi, Sarkozy, Ermeni tasarılarını devreye soktu. Almanya, Türkiye'nin Müslüman ülkeler le ilişkiler ağını kuran İHH ve Deniz Feneri'ni bir operasyonla kırmayı denedi.
Libya'nın kılcal damarlarında bulunan Türkiye'yi kırmak üzere, İngiltere ve Fransa, alel acele savaş uçaklarını saldırıya geçirdiler.
Başbakan Erdoğan'ın Libya'ya gitmesinden bir gün önce Sarkozy ve İngiltere Başbakanı Cameron kıskançlık kokan bir Libya seyahati yaptı. Yeni Tunus ve Yeni Mısır yönetimlerinin Erdoğan ve Davutoğlu'na gösterdiği kardeş davranışları kıskandılar.
Ve şimdi... Suriye'nin geleceğinde aktif rol alan Başbakan Erdoğan ve Prof. Ahmet Davutoğlu'nun (Yeni Türkiye'nin) önüne kesme çabalarına aynı hızla devam ediyorlar.
Ve kahrolası şekilde taşeron olarak PKK'yı kullanıyorlar.
Silah veriyorlar, PKK beyinlerine ev sahipliği yapıyorlar. Koruyorlar, kolluyorlar. Ajanlarını sinsice Türkiye içlerine gönderiyorlar.
BİR GİZLİ BELGE
Star gazetesi yazarı Aziz Üstel, ibretle okuyacağımız İngiliz oyunlarını anlatan bir gizli belgeyi yayınladı: FO 371/4192-BELGE NO: 136674.
Tarih:3 Ekim 1919
İngiliz arşivlerinden çıkan ve Albay C. French imzasıyla Mısır (İngiliz) Kuvvetleri Karargahı'ndan "Majestelerinin Hükümetine" gönderilen yazı:
"Ajan Binbaşı Noel'in belirttiği gibi bütün bölgede (Türkiye ve Irak'ta), Kürtler'le Ermeniler'in bir tek mandacı gücün (İngiltere'nin) egemenliğine bırakılması daha akılcı görünmektedir ve bizim var olan petrol kaynaklarına kolay olduğu kadar uzun süreli sahip olmamızı da sağlayacaktır. Musul, Bağdat ve Basra'yı kapsayacak, İngiliz mandasında bir Arap devleti de kurulmalıdır.''
SONUÇ:
Türkiye, Ortadoğu'daki menfaatlerini kaybetmek istemeyen ve uluslararası her türlü oyunun içinde bulunan Avrupa'nın ve İsrail'in ayağına basmıştır. Tırmandırılan terörle, Türkiye'nin yeni Ortadoğu düzeninde aktif aktör olması engellenmek istenmektedir. Türkiye, yüzyıl önce en sıkıntılı döneminde olmasına karşın, İngiltere ve Fransa'nın hazırladığı Sevr Anlaşması'nı yırtıp atmıştı. Yeni Ortadoğu düzeni kurulurken, şimdi çok daha güçlüdür ve stratejik akla sahiptir.
Ey Avrupa... Ey sinsi iç-dış tuzak hazırlayıcısı odaklar. Sizlere sesleniyoruz. Halkımızın birlik ve kardeşliği ile hazırladığınız tuzaklarınızı yine kırarız. Karanlık mahfillerde kurguladığınız planlarınızı yine yırtıp atarız...