CANLI YAYIN
BEKİR HAZAR
BEKİR HAZAR

Osmanlı vicdanı

Eklenme Tarihi 14 Ekim 2026

Osmanlı'nın ABD'ye bile defalarca yardım ettiğini biliyor muydunuz? Dünyanın her köşesinde mazlumların, mağdurların çığlıklarına koşarak giden bir ecdadımız vardı.

İrlanda 1845-184 yılları arasında kıtlık ve açlıktan binlerce ölü verirken Osmanlı, İngiltere'nin baskısına rağmen 3 gemi dolusu un ve gıda gönderdi. Bu yardımı asla unutmayan İrlandalılar, bugün Drogheda şehrinin futbol takımının amblemine ay-yıldız koymuştur. İspanya'da binlerce Yahudi'yi katledilmekten gönderdiği gemilerle kurtaran Sultan Beyazıd Han'dı.

1906'da Şili'nin Valparaiso kentinde meydana gelen depremde binlerce insan evsiz kalınca, okyanusun öbür ucundan yardım eli uzatan Abdülhamid Han'dı. 19. Yüzyıl sonunda Paris'teki aç ve evsiz Fransızlar İçin yardım kampanyası başlatan da Osmanlı'ydı.

Aynı dönemde Rusya'dan ABD'ye satılan Alaska'da açlık ve hastalıktan kırılan yerli kabileler ile Eskimoların dramına koşan da Osmanlı'ydı. 1888'de Brezilya'nın Ceará eyaletinde yaşanan tarihi kuraklık ve salgın hastalıklar üzerine yardım yağdıran da Avrupalı sömürgecilerin baskısı altındaki Sahra Altı Afrika'da açlıkla kıvranan yerli halkların yardım çağrısına bile kayıtsız kalmayan da ecdattı.

Gemilerle "Osmanlı unu" Afrikalı kabilelere ulaştırıldı. 1898 İspanyol-Amerikan Savaşı sırasında Karayipler'deki adalarda mahsur kalan ve açlıkla boğuşan Osmanlı tebaasını kurtarmak için "Osmaniye" adlı zırhlı savaş gemisinin okyanus aşırı bir yolculuğa gönderen de 19. Yüzyılda Fransız işgali altında açlığa mahkum edilen Madagaskar yerlilerine yardım yağdıran da dedelerimizdi.

Aynı dönemde Çin'de seller ve kıtlık yüzünden ölen milyonlarca insanın ve Müslüman azınlığın dramı üzerine, Abdülhamid Han bölgeye yardım ekipleri ve yiyecek gönderdi.

93 Harbi sırasında Rus ordusu ile Osmanlı askerleri günlerce birbirleriyle çarpıştı. Ancak bir süre sonra Rus tarafında lojistik destek kesildi ve Rus askerleri açlıktan kıvranmaya başladı.

Siperlerinden çıkamayacak kadar zayıf düşen Rus askerleri, ellerini uzatarak karşı tarafa acıklı bir şekilde "Açız... Ekmek.. Ekmek..." diye bağırmaya başladılar. Osmanlı askerleri, kendi ellerindeki kısıtlı kuru ekmekleri süngülerinin ucuna takarak Rus siperlerine uzattılar ve aç düşmanlarının karınlarını doyurdular.

Canına kasteden düşmanına ekmek uzatan bu asil refleks, dönemin yabancı gözlemcilerini ve hatta Rus askerlerini bile şoka uğrattı. Bu konuya hatıratlarında yer vererek "Osmanlı merhametine ve vicdanına" sayfalar ayırdılar.

Borçlarını ödeyemeyen Yahudi ve Hıristiyanların bile yardımına koşmak için, göç yollarında yorulmuş, kanadı kırılmış leylekler için bile vakıf kurmuş bir ecdattan bahsediyoruz.

Fırtınada batan veya korsanların saldırısına uğramış, iflas etmiş yabancı gemi sahipleri limanlarımıza sığındığında "Borçlarını karşılama Vakıfları"na koşardı.

Hamile kadınlar sokakta bir meyveye özendiğinde bedava vermesi için manavlara bütçe ayıran vakıflar bile vardı. ABD tarihinin en ölümcül doğal afetlerinden biri olan Johnstown Sel Felaketi, 31 Mayıs 1889 tarihinde Pennsylvania'da yaşandı. 2.200'den fazla insan hayatını kaybetti. Baraj patlaması sonucu şehir harabeye döndü.

Yardıma koşan Abdülhamid Han'dı. Dönemin gazeteleri, dünyanın öbür ucundaki Müslüman bir liderin, Hristiyan bir ülkenin felaketine koşmasını büyük bir minnettarlıkla ve şaşkınlıkla haberleştirdi.

8 Eylül 1900 tarihinde ABD'nin Teksas eyaletindeki Galveston liman kenti, Amerika tarihinin en ölümcül doğal felaketi olan dev bir kasırga ve onun tetiklediği tsunamilerle vuruldu.

Şehrin büyük kısmı sular altında kaldı, on binlerce ev yıkıldı ve 12.000 insan hayatını kaybetti. Abdülhamid Han bir kez daha afetzedelerin yardımına koştu. 1894'te Michigan ve Wisconsin eyaletlerindeki yangınlar ve dönemsel kıtlıklar sırasında yardım elini uzatan yine Abdülhamid Han'dı. Her yere koşan ecdadın el uzattığı binlerce örnek sayfalara sığmaz.

Osmanlı'nın yüzyıllar önce okyanus aşırı mazlumlara uzattığı el ile bugün Türkiye'nin sınır ötesindeki varlığı aynı kökten beslenmektedir: Güçlü bir devlet olmak, sadece kendi sınırları içinde refah üretmek değil; iddia sahibi olduğu medeniyet havzasının kalkanı ve umudu olmaktır.

Dünyanın merkezinde yer alan bu eşsiz ve sancılı coğrafyada var olmanın bedeli, masadan kalkmamak, mazluma sırt çevirmemek ve düşmanla bile kuru ekmeğini paylaşmaktan geçer. Çünkü bir ülkenin sınırları hudutlarıyla değil, uzandığı vicdanın ve gücün menziliyle ölçülür. "Ne işimiz var dışarılarda" diyenler güçsüzlüğü beyinlerine nakşetmiş eziklerdir.