İmam Humeyni Meydanı'na yürüdü.
Kafeye girdi.
Başı yarım bağlıydı.
Saçları gözüküyordu.
Masalarda oturan müşteriler...
Ters ters baktı.
Biri söylenmeye başladı;
"Sıkı kapanmayan model takıyorlar başlarına.
Benim büyük annem de başını hafif açıyordu.
Ama böyle değildi.
Başörtüsü takmak dinin gereği.
Fakat şimdi böyle bir şey yok.
Bugün saçlarını neredeyse...
Tamamını gösteriyorlar.
Tamamen yapay bir inanç var."
Yanındaki bir "Sorma kardeş" dedi.
Başladı öfkesini kusmaya;
"Saçı kapalıyken her tarafı dekolte bunların.
Göğüslerinin çatalı gözüküyor baksana...
Bazı kızların başlarında...
Tesettür var ama...
Kirpikler, tayt, makyaj piercingler...
Kadının dişiliğini göstermesinden...
Sonuna kadar yararlanıyorlar."
Yan masadan laf attı biri.
O da çok dertliydi;
"10-12 yıl önce neredeydi bunlar kardeş?
Sistematik olarak geldiler.
İmam Humeyni kafelerinde oturmaları emredildi.
Geldiler oturdular işte.
En beklenmedik restoranlara...
En beklenmedik kafelere...
Sinemalara, tiyatrolara her yere yayıldılar.
Soyunmak çok kolaydır...
Örtünmek zor.
Onları giydiremiyorsan, tamamen soyarsın...
Her açıdan susturur...
Erkek karşısında perişan edersin."
Evet efendim...
İran'da manzara böyle...
Eğer saçını yarım da olsa göstererek...
Kafelere gidersen...
Birçok insan
"Humeyni rejimi elden gitti" diye...
Aynen böyle yakınıyor.
Türkiye'de durum ne peki?
Gülriz Sururi hanımefendi röportaj vermiş.
Diyor ki;
"Atatürk zamanında...
Böyle bir tesettür yoktu.
Onların ki çok daha farklı...
Sıkı kapanmayan bir model.
Büyükannem de başörtüsü takıyordu.
Başörtüsü takmak...
Üşürken kalpak giymek gibi bir şey.
Bugün saçlarını tamamen örtüyorlar.
Tamamen yapay bir moda."
Gülriz hanım devam ediyor;
"Saçları kapalıyken her tarafları dekolte...
Göğüslerinin çatalları gözüküyor.
Bazı kızların başlarında tesettür var ama...
Takma kirpikler, taytlar, makyajlar, piercingler...
Kadının dişiliğini göstermesinden...
Sonuna kadar yararlanıyorlar."
Çok öfkeliydi Gülriz hanım çook.
Son noktayı şöyle koydu röportajda;
"10-12 yıl önce bunlar neredeydi?
Sistematik olarak geldiler.
Nişantaşı kafelerinde oturmaları emredildi.
Geldiler, oturdular.
En beklenmedik restoranlara...
En beklenmedik kafelere...
Sinemalara, tiyatrolara her yere yayıldılar.
Örtünmek çok kolaydır, giyinmek zor.
Onları giydiremiyorsan...
Sokarsın bir çarşafın içine...
Her açıdan susturursun...
Erkek karşısında yok edersin."
Burası da Türkiye...
Sanki İran'ın bir kopyası.
Sadece birkaç kelime farklı.
Biri açılanları konuşuyor.
Öfke duyuyor.
Diğeri kapananları konuşuyor...
Onlara öfke duyuyor.
Biri saçları görünenlerin...
Kafelere girmesinden rahatsız...
Diğeri saçlarını örtenlerin.
Ama ikisi da aynı düşünüyor;
"Ah ah 10-12 yıl önce...
Bunlar yoktu diyor."
Türkiye'deki laiklerin geldiği nokta bu.
"İran'a döneceğiz" diye diye...
İranlılara döndüler.