CANLI YAYIN

Çaresiz muhalefet

Eklenme Tarihi 05 Eylül 2023

Partileri ve isimleri bir yana bırakalım. Kabaca Türkiye'de iki siyasi ve toplumsal hat var. Birincisi ülkenin dindar, sağ duyulu ve milliyetçi çoğunluğu. Şüphesiz içerisinde "İslamcı", ülkücü, sağcı, gibi birçok farklı ideolojik grupları barındırıyor. Ancak günün sonunda bir araya gelebilen, benzer pratik siyasi davranışlar sergileyebilen bir topluluk. Gündelik siyaset zaman zaman bu grupları farklı hatta karşıt pozisyonlara savurabiliyor. Örneğin 90'ların sonunda Refah Partisi ve 2000'lerin başında AK Parti'nin MHP ile karşıt pozisyonlarda yer alması gibi. Ancak bu tekil örneklerin tam aksi de var; 90'lardan biraz geriye gidince Milli Görüş'ün, 2000'lere geldiğimizde AK Parti'nin MHP ile çok rahat ittifak kurup gündelik siyasette de aynı hatta yer alabildiğini görüyoruz.

İkinci hatta ise batıcı, Kemalist, laikçi ve sol öğeler yer alıyor. Şüphesiz bu hattın da alt kırılımları var. Örneğin Kemalistlerin bir kısmı kendini sol, solun bir kısmı da Kemalist olarak tanımlamayacaktır. Bu farklı tanımlayışlar genelde ideolojik retorikten öteye geçemez. İş gündelik siyasete gelince silahlı radikal sol ve ayrılıkçı terör bile bu ikinci hatla benzer davranışlar sergiler. Örneğin bu unsurların geçtiğimiz yerel seçimlerde ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'li adayları desteklemeleri gibi – ki büyük ihtimalle önümüzdeki yerel seçimlerde de benzer bir davranış destekleyecekler.

Muhalefetin çaresizliği tam olarak burada; ikinci hat Türkiye'de hiçbir zaman nitelik ve nicelik bakımından hâkim unsur olamadı ve olamayacak. Bu zaten bilinen ve tarihi tecrübe ile sabit bir durum. Ancak bir de bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte gelen üretken bir ittifak siyaseti eklendi. Artık ilk hattın toplumsal tabanı kurumsallaşmış ittifak siyaseti sayesinde kendine kazandıran gündelik siyasi davranışın ne olduğunu açık seçik görmüş ve tecrübe etmiş durumda.

Muhalefet ilk hattan yanına kozmetik eklemeler yapsa bile sandıkta sonuç vermiyor. Kozmetik eklemelerin son örneği olan İYİ Parti'nin ittifak siyasetinden dert yanması bu açıdan önemli. Her ne kadar Meral Akşener'in ittifaksızlık açıklaması yaklaşan yerel seçimlerde yapacağı koltuk pazarlığında elini güçlendirmek için bir taktik hamle olsa da uzun vadede ikinci hat ile yaptığı ittifakın kendisine kazandırmayacağının farkında. Eninde sonunda yerini seçmek zorunda kalacak; ya birinci hatta geri dönecek ya da ikincinin içinde eriyecek.

Muhalefet olduğu yerde kalarak iktidara yürüyemez. İktidara yürümek için atması gereken adımları atarsa da kendini inkâr etmiş olur. CHP olmayan bir CHP'nin iktidara gelmiş olmasının CHP'li profesyonel siyasetçiler haricinde kime ne faydası var? Bu yol izlenince ortaya Atatürk'ten bahsetmekten korkan, terör örgütleri ile her gün daha tehlikeli bir hale gelen angajmanlar içerisine giren, dış politikada ülkenin milli menfaatleri ile biraz daha ters düşen bir muhalefet karşımıza çıkıyor.

Peki bunun çözümü var mı? Sihirli bir formül mü ve başarı garantisi var mı emin değilim ama bir çözüm var. O da muhalefetin kendi konumunu kabullenmesi ile alakalı. İktidara gelmekle alakalı hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayaller kurup, büyük iddialar ortaya koymaktansa muhalefette kalarak da ülkeye ve siyasete katkı sunabileceklerini kabul edebilirler. Şüphesiz iktidar iddiasından vazgeçmek siyaset için ölümcüldür. Dolayısı ile burada bahsettiğim topluma dönük bir "biz kazanamayız" itirafı değil. Daha ziyade gerçekçi olanı kabul edip o şartlar altında siyaset yapmaktan bahsediyorum. Ancak muhalefetin bu ikisi arasındaki farkı anlayabileceğinden bile şüpheliyim. Çaresizlik biraz da böyle bir şey değil mi zaten!