CANLI YAYIN

Muhafazakârlar “Nankör” mü?

Eklenme Tarihi 31 Mart 2023

HABERİ
SESLİ DİNLE

00:00 00:00
Tüm Sesli Haberler

Yıllar önceydi, kendini "İslamcı" olarak tanımlayan, AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'ı da "yeterince İslamcı" olmamakla eleştiren bir grubun 28 Şubat sempozyumuna konuşmacı olarak davet edildim. Konuşmamda genel olarak 28 Şubat tedbirlerinin her birinin aslında Cumhuriyet dönemi İslamcılığının somut bir ilke, araç ve göstergesini hedef aldığını anlattıktan sonra sözü AK Parti'ye getirdim. Recep Tayyip Erdoğan sayesinde İslamcılığın hedeflerine ulaşmış bir siyasi akım olduğunu söyledim. Pekâlâ kişi ve gruplar İslamcılığı yeniden tanımlayıp, yeni bir rota çizip, o uğurda mücadele etmekte özgürdür. Ancak kavramın bilinen tanımı geçerliyken Erdoğan'ı yeterince İslamcı olmamakla eleştirmek abesle iştigaldir.

Son günlerdeki muhafazakarlık ve nankörlük tartışması ister istemez aklıma yukarıda aktardığım 28 Şubat sempozyumunu getirdi. Tartışmayı uzaktan izlemekle birlikte dün Oğuzhan Bilgin hocanın konu hakkında yazdıklarına kayıtsız kalamadım. Oğuzhan Hoca temelde Murat Bardakçı'nın yaptığı Ayasofya'nın açılmasından tutun da başörtüsünün her alanda serbest olmasına kadar birçok hayali gerçeğe dönüştüren Erdoğan'ı eleştiren muhafazakarların nankör olduğu tespitine katılıyor. Dahası sosyal bilimci dikkati ile meselenin nedenlerini tartışıyor. Hocaya göre muhafazakarların geçmişte yaşadıkları travmalardan miras aldıkları özgüven kaybı ve sol liberal çevrelerden muhafazakarlara bir hastalık gibi bulaşan ideolojik ve söylemsel sapmalar bu nankörlüğün nedenini oluşturuyor.

Söz konusu siyasi tercihler olunca nankörlük ifadesini pek sevimli bulmasam da yapılan bunca işe rağmen Erdoğan'a burun kıvıran muhafazakarların durumu gerçekten üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Oğuzhan Hoca'nın ufuk açıcı tespitlerine de katılmamak mümkün değil. Bunun yanında muhafazakâr toplum kesimleri ile elitlerin tutumları arasında bir ayrım da yapılmalı. Bahsedilen kompleks ve özgüven kaybını muhafazakâr elitte gözlemlemek mümkün. Dahası kişisel hırslar, kaybedilen ya da umulduğu halde hiçbir zaman elde edilemeyen makamların acısı da Erdoğan eleştirilerinde belirleyici.

Elitlerin marazlarıyla malul olmayıp, AK Parti'yi ve Erdoğan'ı desteklemekle birlikte eleştirirken fazlaca istekli ve aceleci bir toplumsal kesimi de not etmek gerekiyor. Devamlı daha fazlasını isteyen ve en ufak bir hatada kendi siyasetini fazlaca eleştiren, "bu sefer sandıkta ceza vermekten" veya "memnun olmamakla birlikte son kez" desteklemekten bahsedenler de var. Günün sonunda memnuniyetsiz ve söylene söylene de olsa AK Parti ve Erdoğan'ı desteklemeye devam ediyorlar. Nankörlüğün içerisine bu kesim de giriyorsa eğer işte ona itirazım var. Bazı muhafazakarların bitmek bilmeyen şikâyet ve memnuniyetsizliğinin nedeni nankörlük ya da yukarıda bahsedilen elit marazı değil muhafazakarlığın bu toplumun en organik, aktif, hareketli ve majör aktörü olmasıdır. Canlı, üretken ve verimli olduğu için talep ve beklentileri de sabit kalmıyor. Hem kendisi hem de daha geniş toplum kesimleri için her geçen gün daha fazlasını ve daha iyisini talep ediyor.

Söylemeyi unuttum; kaderin bir cilvesi olsa gerek bahsettiğim 28 Şubat etkinliğini düzenleyen İslamcı grubun başı çeken iki üyesinden biri AK Parti'ye diğeri de CHP'ye katıldı. Erdoğan eleştirilerinin sıhhati hakkında oldukça fikir verici…