ÇOK garip günlerden geçiyoruz. Bir tarafta asrın felaketinin kolay kapanmayacak yaralarını sarmakla meşgulüz.
Enkazlar, yıkıntılar, hurdaya dönmüş arabalar, başlayan yeniden imar faaliyetleri ve acılar var. Yitip gidenler, yaralılar ve onların geride kalmış olan üzüntülü yakınları.
Bunlarla da bitmiyor; geride kalanların ihtiyaçları, sağlık, eğitim, sosyal destek gibi hizmetlerin normale dönmesi.
Ve tabii ekonomik aktivitenin başlaması.
Tüm bunların yanında ülkemiz 2 ay sonra seçime gidecek. Seçimin yapılması hem kanuni bir zorunluluk hem de asrın felaketinin açtığı yaraları sarabilmek için gerekli. Sandıktan çıkan iktidar bir an önce kollarını sıvayıp işe girişmeli. Başlanılan işleri tamamlayacak uzun bir istikrar dönemine ihtiyaç var.
Yakın zamanda gerçekleşecek seçimleri aradan çıkarmak gerekiyor.
Aslında bu iki taraflı gündemi hangi siyasetçinin nasıl yönettiğine dikkat kesilmek bile seçimden sonra bu ülkeyi kim düzlüğe çıkartır sorusunun cevabını vermek için yeterli. Bir tarafta muhalefet ittifakı var. Hemen depremin ertesinde yakışıksız işler yapmaya başladılar.
Millet enkaz altında canı ile uğraşırken enkazın üstünde tepinerek siyaset yaptılar.
Depremin siyasi yağmacıları bir haftalık bir süre boyunca sanki memlekette hiç deprem olmamış gibi gözümüzün içine baka baka koltuk kavgası ettiler. Koltuk kavgaları en sonunda bitince de davullu zurnalı, neşeli kahkahalı aday kutlamasına giriştiler.
Koltuk kavgası ve aday kutlaması bitince hiçbir şey olmamış gibi soluğu yine afet bölgesinde aldılar. Bölgede ayakta kalmış lüks otellerde konaklarken çadırların içinden reklam kokan riyakar videoları çekip sosyal medyadan servis ettiler. Şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan da seçime hazırlanıyor. Cumhur ittifakını büyütmeye, partisini canlı ve zinde tutmaya, siyasi stratejisini oluşturmaya ve milletvekili aday listelerini hazırlamaya çalışıyor. Ancak tüm bunları yaparken afetten etkilenen vatandaşları ve bölgeyi bir an olsun aklından çıkarmıyor. Yoğun temposu içerisinde her zaman bir fırsat bulup soluğu deprem bölgesinde alıyor.
Mesela hafta sonu üçüncü kez Hatay'a gitti. Deprem bölgesine gitmediği bir hafta olmadı. Bazı haftalar iki hatta üç günü bölgede geçirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın vakur ve metin tavrı hepsinden fazla üzerinde durulmayı hak ediyor. Şimdiye kadar depremi siyasete alet edecek bir laf çıkmadı ağzından.
Siyasi rakiplerinin yaptığı gibi enkaz üzerinde tepinmedi.
Hatta söylemesi gereken sözleri bile söylemediğini, daha sonra hesaplaşmak için şimdilik bir kenara yazmakla yetindiğini beyan etti. Malum AK Parti'nin siyasi kampanyaları oldukça başarılıdır. Türk siyasi hayatının örnek gösterilecek kampanyaları şimdiye kadar hep AK Parti'den çıktı. Ancak deprem nedeni ile AK Parti'nin önümüzdeki seçimlerde bildiğimiz anlamda şarkılı, türkülü, coşkulu bir kampanya yapmaktan vazgeçtiği de bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ilan edildi. Her ne kadar karşılıksız kalacak olsa da Erdoğan tüm parti ve adaylara benzer bir seçim süreci için çağrıda bulundu.
Erdoğan ile muhalefetin deprem ve seçimin kesiştiği noktada yapıp ettikleri böyle. Bir tarafta olgun, tecrübeli, vakur, bilge bir devlet adamı tutumu var. Diğer taraf ise kavga, zehirli bir dil ve siyasi şov!