Böyle olmasının da bol bol sebepleri var tabii ki:
Bir arkadaşımıza içini sıkan o derdini ancak "gel bir çay demleyim de oturalım" diyerek anlattırabiliriz.
Eskiden dumanla anlaşılırdı, şimdi ise çayın dumanı anlaşmamıza yardım ediyor.
Soğuktan üşüyüp gelene de sıcaktan bunalıp koşana da sunduğumuz şey hep aynıdır, ikisine de ilaç gibi gelir.
Çay sevgimizi anlatmamız için destanlar yazmamıza gerek bile yoktur. Çünkü yeri gelir depremde ilk kurtardığımız şey çay olur.Arkasında çayını bıraktı dedirtmeyiz...
Birini bekliyorsak asla yalnız değilizdir, gelir mis gibi kokusuyla bize eşlik eder. Geç kalan arkadaşlarımıza bu sebeple kızmadığımız bile olur.Gerçi beklediğimiz kişi geciktikçe, ince belli çay bardağının yerini su bardağı alır.
Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmasının arkasında yatan sırdır ince belli bardaktaki çay...
Biri bizi iş yerimizde ziyarete gelmişse, sevincimizi çay söyleyerek gösteririz.Hatta ilk sorumuz da "Çay iç bişi iç?" olacaktır :)
Evde tatlı arayışımız başlarsa eğer çaya bisküvi batırmak asırlardan beri bize yeter.Ata sporumuz desek yeridir.
Çalışırken herkesin aklında tek bir an vardır; kısa bir süre de olsa bizi çok mutlu eden; çay molası.Bitse de gitsek!
Sırf çayın yanına ikram için, yemek sonrası çay keyfimiz güzel olsun diyerek tatlı tuzlu atıştırmalıklar yapmaya çalışırız.Maksat tamamiyle çay içmek :)
Sadece çay içmek için bu ülkede bir çok kişinin neredeyse her gün uğradığı çayhaneler vardır.Ne kadar önemli olduğunu buradan bile anlayabilirsiniz.
Misafirin kapı ziline basmasıyla çaydanlığın ocağa konması aynı ana eşlik eder.
Bizim milletimizin gözbebeği çaydır.Ne yersek, nereye gidersek, kiminle sohbet etsek tadı aynıdır; çayın yeri başkadır!
onedio.com
ŞİŞMAN VE ZAYIF
İki adam ışıklarda karşılaşmış. Birisi çok şişman diğeri de çok zayıfmış. Şişman adam zayıfa dönerek:
- 'Seni gören de kıtlık var zanneder' demiş. Zayıf adam da:
- 'Seni gören de kıtlığın sebebini anlar' demiş.
SAAT
Akıl hastanesine ziyarete giden adam bahçede güzel havanın tadını çıkaran birine:
- Saatiniz kaç? diye sordu. Adam hemen içeri gidip, kağıt, pergel, gönye, kalem ve cetvel getirdi. Büyük bir titizlik ile gölgeyi ölçüp biçip hesaplar yaptıktan sonra:
- Saat tam dördü beş geçiyor' dedi. Ziyaretçi:
- Muazzam! Sizi tebrik ederim ama güneşsiz bir havada gölgeyi ölçemezsiniz, o zaman ne yaparsınız?
- O zaman da saatime bakarım dedi.
AlkışlıYorum
Ey Vişnelik Camii'nin mikrofonunu kontrol etmeye çalışan zatı muhterem; ses kontrolü yaparken bir-ki filan diyeni bilirdik de "1-2-3-4-5-6-7-8-9-10- ses kontroolll" demek neden? Hızını mı alamıyorsun, standartların mı yüksek?