İnsanlık tarihi boyunca para, hayatı kolaylaştıran en güçlü araçlardan biri oldu. Evler yapıldı, şehirler kuruldu, savaşlar kazanıldı, şirketler kuruldu, hayaller gerçekleştirildi. Ancak ne kadar güçlü olursa olsun, paranın önünde duran bazı şeyler vardır. Çünkü hayatın en değerli hazineleri ne bir banka hesabına sığar ne de bir kredi kartına yüklenebilir.
Parayla ev alırsın ama yuva alamazsın. Çünkü yuva; aynı sofrada edilen sohbetlerin, zor günlerde birbirine sarılan insanların ve kapıdan içeri girince hissedilen aidiyet duygusunun adıdır.
Parayla saat alırsın ama zaman alamazsın. Dünyanın en zengin insanı bile geçmişte yaptığı bir hatayı düzeltmek için bir dakika satın alamaz. Çocukluğunu geri getiremez, kaçırdığı fırsatları yeniden yaşayamaz.
Parayla yatak alırsın ama uyku alamazsın. Çünkü bazı geceler insanın başını yastığa koyduğunda yanında para değil, vicdanı ve huzuru yatar.
Parayla ilaç alırsın ama sağlık alamazsın. En modern hastaneler, en pahalı tedaviler bile bazen insanın kaybettiği sağlığı tamamen geri getiremez.
Parayla yemek alırsın ama iştah alamazsın. Dünyanın en pahalı restoranında otururken bile insanın canı bazen annesinin yaptığı sıradan bir çorbayı çekebilir.
Parayla kitap alırsın ama bilgi alamazsın. Kitaplar rafta dururken kimseyi bilgili yapmaz.
Bilgi emek ister, merak ister, öğrenme isteği ister.
Parayla diploma alabilirsin belki ama bilgelik alamazsın.
Bilgelik yaşanmışlıkların, hataların ve tecrübelerin süzülüp insana bıraktığı mirastır.
Parayla koruma tutarsın ama güvenlik hissini satın alamazsın.
Çünkü insan bazen en yüksek duvarların arkasında bile kendini yalnız hissedebilir.
Parayla kalabalık oluşturursun ama dostluk satın alamazsın. Gerçek dost, hesabın kabarık olduğu gün değil, hayatın dağıldığı gün yanında durandır.
Parayla ilgi çekersin ama sevgi satın alamazsın. Sevgi, bir sözleşmenin değil, bir kalbin eseridir.
Parayla düğün yaparsın ama mutlu bir evlilik alamazsın. Çünkü mutluluk altın takılarla değil, anlayış ve emekle kurulur.
Parayla oyuncak alırsın ama çocukluk alamazsın. Çocukluk, mahallede oynanan oyunların, dizleri yara bere içinde eve dönülen akşamların ve hiçbir şey düşünmeden edilen kahkahaların adıdır.
Parayla tatil satın alırsın ama güzel anılar satın alamazsın. Güzel anılar çoğu zaman planlanmaz; kendiliğinden gelir ve yıllarca hafızada yaşar.
Parayla makam sahibi olursun ama saygı sahibi olamazsın. İnsanlar makamdan korkabilir ama karaktere saygı duyar.
Parayla alkış toplarsın ama takdir kazanamazsın. Takdir, insanın yaptıklarıyla hak ettiği bir şeydir.
Parayla hizmet satın alırsın ama sadakat satın alamazsın.
Sadakat ancak güven ve samimiyetle kazanılır.
Parayla en pahalı kıyafetleri giyersin ama kişilik satın alamazsın. Çünkü karakter, insanın sahip olduklarıyla değil, olmadığı zamanlarda nasıl davrandığıyla ortaya çıkar.
Parayla milyonlarca takipçi alırsın ama gerçek dost edinemeyebilirsin. Bir ekranın arkasındaki binlerce kişi, bazen zor bir günde açılan tek bir telefon kadar değerli olmayabilir.
Parayla dünyanın her yerine gidebilirsin ama huzura ulaşamayabilirsin. Çünkü huzur bir coğrafya değil, insanın içinde taşıdığı bir duygudur.
Parayla en lüks arabaya binebilirsin ama hayatın yönünü satın alamazsın. Doğru yolu bulmak, insanın kendi kararlarıyla ilgilidir.
Parayla en iyi fotoğraf makinesini alırsın ama güzel hatıraları geri getiremezsin.
Çünkü bazı anlar yaşanır, geçer ve geriye sadece özlemi kalır.
Parayla birçok kapıyı açabilirsin ama vicdanını susturamazsın. İnsan bazen milyonlar içinde yaşarken bile yaptığı tek bir hatanın yükünü taşıyabilir.
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
Amerika'da yasak döneminde (Prohibition Era, 1920-1933), hükümet kaçak içki üretimini engellemek için endüstriyel alkollere zehirli maddeler eklemeye başladı.
Metanol oranı artırıldı, içine benzin, cıva, kloroform ve hatta striknin eklendi.
Amaç, bu alkollerin içilmesini tamamen imkansız hale getirmekti.
Ancak insanlar yine de içmeye devam etti.
Sonuçta, yasak dönemi boyunca hükümetin bu politikası nedeniyle 10 binden fazla kişi öldü.
GülüYorum
@skylerisabitch "Güneşten uzak ve serin bir yerde saklayınız" uyarısına bayılıyoru. Sanki tabu oynuyoruz da buzdolabını anlatmaya çalışıyorlar...