Bayramları kim sevmez!
Kısa misafirlik gezileri, yeni elbiseler ve çeşit çeşit tatlılar ile koca yılın en mutlu zamanlarından birisidir. Her bayram yaşadığımız bazı durumlar var ki, insan düşününce bile kendi kendine hayret ediyor.
İşte bazılarımızın bu bayram da yaşayacağı geleneksel bayramlık durumlar...
Herkese iyi bayramlar...
Sabahın ilk saatlerinde arka arkaya, kesilmeyen dııt dııt bildirim sesiyle gelen bayram mesajları bu işin olmazsa olmazı Bayram mesajı yazan bir sektör var büyük ihtimalle.
Sezonluk olarak mesajları oluşturup işleri bitince de gidiyorlar.
Yaratıcılıkta sınır tanımayan mesajlar bir şahane...
Biyolojik saatimizi bayrama göre ayarladığımız için erken kalkılır ve ailecek mükellef bir kahvaltı edilir Sabah yediğiniz sucuk, bayram ziyaretinin tokalaşma anında kendini hatırlatacaktır.
"Hanım Yurdagül halamgile gidelim mi?" gibi bir teklif "ONLAR GEÇEN BAYRAM BİZE GELDİ Mİ DE!" gibi bir cevapla uzay boşluğunda kaybolur Gelen cevap bir soru değil, düşünmeye sevk edici bir cümledir. Kendine güvenen zırhını kuşanıp bu savaşa girer, güvenmeyen efendi gibi bi köşede bonbon şekerini yer.
Bayramın en büyük şeker tüketicisi olan çocuklar için en dandik şekerler alınır, pahalı olanlar salonda misafire saklanır İddia ediyorum ki o çocuklara verilmeyip vitrinde saklanan bütün madlenler bayramdan sonraya da kalıyor, bayatlıyor, eriyor, hiç kimselere yar olmuyor!
Evin çocuğunun hayat enerjisini emikleyen aile büyüğüne ziyaret planı, 15 saniyede çocuğun saçlarına aklar düşmesine sebep olur "El öpenlerin çoh olsun yavrım"
Taksitle alınan yepisyeni kıyafetler, ayakkabılar ile bayram süresince ücretsiz olan belediye otobüslerinde sıcak pres uygulamasına girilir Her yere taksiyle gidemezsiniz tabii ki, öyle bir lüks yok.
Yaşa orantılı olarak alınan harçlık sayısı düşüş gösterir.
Hatta çok diye sevinilen harçlık için "kardeşinle bölüş yavrım" denilirse dünyalar başa yıkılır.
Bayramlaşmaya gidilen komşu tam olarak 10 dakika sonra aynı kadroyla sizin eve gelir; hiçbir şey yaşanmamış gibi yeniden bayramlaşılır Buna da iadei ziyaret deniliyor.
Yani ziyaretini beğenmedim, buyur geri al anlamında...
"Ölümü öp bi lokma ye" ısrarları sonucunda kimsenin ölüsüyle karşılaşmamak için toplamda bir tepsiye yakın şerbetli tatlı yenilir Herkes de güzel yapamıyor bu tatlıları ya. İşte o ağızda kaybolmayan lokma dünyadaki en büyük sınavlardan biri!
Yıllardır odasından çıkmayan ve neye benzediği bile tam olarak bilinmeyen bir akraba çocuğu o bayram yine gizemini korur Bu çocuğu maymunlar, aslanlar mı büyütüyo acaba?
Geçen bayram size gelmeyen ve artık düşmanınız sayılan o aile ile mutlaka bir akraba evinde pişti olursunuz Sahte gülücükleri madlen çikolatanın yanına koy şöyle şekerim.
Evde misafir için alınan çikolata ve tatlılar, kimsenin haberi olmadan tamamen kendi insiyatifinizle bir anda özelleştirilir Sonra da "Ramazanda çok kilo aldım". Hayır, sen 3 günlük bayramda aldın o kiloları!
Bir çocuk için matematik ödevini yapmaktan daha zor olan şey, bayramda yaşlı aile büyükleri tarafından ıslak ve vakumlu öpülmesidir; öpülür.
BAYRAM TADINDA ALKIŞLIYORUM
TEKİRDAĞ tarafından İstanbul'a doğru gelirken polis durdurdu ve ehliyet, ruhsat istedi. İnceledikten sonra "Ceza yazacağım." deyince babam atıldı; "Suçumuz nedir memur bey?" Polis "Radara girdiniz beyefendi." deyince babam tarihe geçecek şu cümleyi söyledi; "Girdikse s..çmadık ya içine; çıkarız!"
ÇİÇEKÇİNİN önünden geçerken karıma; "İçimden geldi sana çiçek alacağım." dedim mi? Dedim. Çiçekçiye indirim yapsın diye; "Ben senin devamlı müşterinim ona göre." dedim mi?
Dedim. Çiçekçi de karıma;
"Ben abiyi tanıyorum; benden sık sık çiçek alır." dedi mi? Dedi. Peki karım sık sık alınıp da onun görmediği çiçeklerin nereye gittiğini sordu mu? Sordu...
ÜNIVERSİTE yıllarımdayız.
Güzel bir site. Isı yalıtımı mükemmel ancak ses yalıtımı nasıl diye merak etmemişiz. Kız arkadaşıyla kavga etmiş olan arkadaşım bize geldi, sabaha kadar konuşup durumun müzakeresini tekrar tekrar yaparken bir yandan da içince saatin 03:00 olduğunu farketmedik tabi. Zil çalınca saate bakıp şaşırdık bu saate kim olabilir diye.
Kapıdaki saçı başı dağınık ve pijamalı adamı tanımadım önce, ta ki konuşup sesinden alt kat komşum olduğunu çıkarana kadar.
Kırmızı gözlerle bize baktı ve "O herif kızdan özür dilesin, siz de yatın artık!" deyip gitti. Biz de kendisine hak verip yataklarımıza yöneldik.
ANNEMLE yürüyüşteyiz.
Bir ara yavaşlıyor.
"Hayırdır, yoruldun mu?" diyorum. "Hayır ama biraz yavaş yürüyelim, arkadan gelenler sevgili heralde. Kız "aşkım" diye konuşuyor.
Ne konuştuklarını dinle, belki bir şeyler öğrenirsin" diyor. Sen de mi annem yaa!
KARIM Alman ve Türkçe bilmiyor, ben de Almanca bilmiyorum. Çocuklarım İngilizce bilmiyor.
Nasıl mı anlaşıyoruz? Ben karımla İngilizce, karım çocuklarımla Almanca, ben çocuklarımla Türkçe... Evde sorun yok da, bir de çarşı pazarda düşünün halimizi.
Birleşmiş Milletler'in aile heyeti gibi geziyoruz. En kısa zamanda Almanca öğrenmem lazım.
YAZIN plajdayım. Yanımdaki şezlonglarda 4-5 yaşlarında çocukları olan bir çift oturuyor. Çocuk yere oturmuş kumları eşelerken, "Baba, sen annem olsaydın ya..." diyor. Baba okuduğu gazeteden başını hafif kaldırıp "Neden?" diye soruyor. Çocuk kuma dalmış umarsızca "Hiiçç senin memelerin daha büyük, daha çok süt içerdim." cevabını veriyor. Göz ucuyla bakıyorum, çocuk haklı gerçekten.
PİYANİST
Piyanist büyük konser için Viyana'dadır. Çok güzel bir konser sonrası soyunma odasına giderken yolda bir adam çiçeklerle yanına gelir ve :
- Bravo hemşerim. Karadeniz seninle gurur duyuyor.
Piyanist bunun üzerine çok şaşırır ve sorar:
- Sen nereden bildin benim Karadenizli olduğumu ?
- Valla genelde piyanonun başına oturan piyanist, taburesini piyanoya doğru çeker. Sen piyanoyu kendine doğru çekince anladım.
NUR YÜZLÜ
Yıllar önce generallerin ülkemizi yönetmeye özendikleri bir dönemde öğrenci, yazar evleri aranmaktadır.
Beş öğrencinin birlikte kaldığı eve ani baskın düzenler kolluk kuvvetleri, başlarlar arama yapmaya, kayda değer hiçbirşey bulamayınca, beşinci öğrencinin çalışma masasının üst duvarında bulunan Karl Max'ın posterine gözü takılır kolluk kuvvetlerinden komiserin sorar öğrenciye;
-Kim ulan bu!
İzinsiz arama yapıldığına bozulan öğrenci cevap verir.
-Dedem!
Komiser ellerini havaya açıp, "Hey yüce rabbim böyle nur yüzlü bir adamdan, böyle bir torun" der.
MERCEDES
Dedesi, torununu gezdiriyordu.
Önlerinden çok güzel bir otomobil geçer.
Dedesi:
-Bak yavrum der; "düt düt" geçiyor.
Çocuk gayet sakin bir şekilde cevap verir:
-Dedecigim, o "düt düt" dedigin; sekiz silindirli, otomatik vitesli, doksan sekiz model bir mersedestir.
TEMEL
Temel, New York'taki gökdelenlerden birinin 53. katında çalışırken aniden ayağı kaymış ve aşağı doğru uçmaya başlamış... 52, 51, 50, 49, 48...
Katları yıldırım hızıyla geçen Temel 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2... Ve 1'inci kata geldiğinde kafasından şimşek gibi şu düşünceler geçmiş:
- Sağa çok şükür Tanrum, haburaya kadar sağ sağlim celduk...
Birinci kattan düşsen de nasil olsa pişeycukler olmaz.
Sayın değerli, sağlam ciğerli, bazen üzüntülü, bazen kederli, su gibi akan, şimşek gibi çakan muhterem varlık, kalbimin en derin köşesinde, gülsuyu şişesinde saklamış olduğum selamlarımı sunar hürmetler ederken, evvela seni, beni, gemideki dümeni, tarladaki dikeni, dünyada olup biteni, gurbette hasret çekeni, baharı yazı, kemanı sazı, bahçedeki kazı, erkeği kız, insandaki nazı, yaratan Allah'tan iyi olmanı diler bayramını kutlarım.