Japonya'daki deprem ve tsunaminin piyasalara maliyeti şekillenmeye başladı. Pazartesi günü başta reassürans ve enerji şirket hisselerinde satış geldi. ABD ve Avrupa borsalarında, otomotiv ve sigortacılık hisselerinde kayıplar yaşandı. Özellikle sigortacılık sektörü, 11 Eylül'den bu yana bu büyüklükte bir felaketle karşı karşıya kalmamıştı. Sektörün böyle bir çaptaki zararı karşılamak zorunda kalması, sigortacılıkta risk primlerinde artış getirecektir. Esas etki yıl sonu bilançolarda ve gelecek yıl kendini gösterecek.
* Geleceğe ilişkin beklentiler neden güçleşiyor?
Bundan 5 yıl önce biri çıkıp da, küresel ekonominin bugünkü fotoğrafına ilişkin bir tahmin yapsaydı, sanırım hiç kimse inanmazdı. Piyasalarda risk her zaman vardır. Ekonomistler en kötü senaryoyu konuşmayı sever. Bir gün bu senaryonun gerçekleşeceğine inanır. Tıpkı 2008 krizi gibi. 2008 bu derecede ağır bir krizdi. Ancak, toparlanmanın bu kadar gecikeceğini kimse tahmin edemezdi. Dünya tarihi bu denli kısa bir zaman diliminde, piyasa, iklim değişikliği, siyasi ve doğal afet risklerin bir arada olduğu bir dönemi yaşamadı. Piyasa risklerini yönetmeyi belki dünya öğrenecek, ancak doğal afet ve iklim değişikliğine karşı nasıl hazırlıklı olacak? Tüm bu gelişmeler piyasaların yönünün nereye doğru olacağını tahmin etmeyi zorlaştırıyor. Artık en kötüsüne hazır olmayı gerektiriyor.
* Çin, nereye koşuyor?
Gelişmiş batı ekonomilerinde yavaşlama, küresel ekonomideki güç dengesinin el değiştirmesinde etkili oluyor. Son dönem, 2 önemli gelişme Çin'i birkaç adım daha öne çıkardı. Japonya, ABD'nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma unvanını, ABD ise imalat sanayideki liderliğini Çin'e kaptırdı. Çin, artık dünyanın üretim merkezi haline geldi. Çin büyümeye devam ettiği süreçte, çok yakın zamanda dünyanın en büyük ekonomisi olacaktır. Uzun yıllar sonra dünya ekonomisinin ekseni batıdan doğuya kaymış olacak.