Bir süredir İrlanda'ya ilişkin değerlendirmeler yapılıyor. Krizin çözümüne ilişkin farklı görüş ve öneriler geliyor. Mutabık olunan bir nokta var ki, İrlanda ekonomisinin büyük risk altında olduğudur. Ancak görünen bir gerçek, İrlanda krizi yönetemiyor.
Bankacılık sisteminde oluşan tahribatın gidebilmesi için yaklaşık 40 milyar euroluk desteğe ihtiyaç olduğu hesaplanıyor.
Gayrimenkul piyasasının toparlanabilmesi için halen uzun zamana ihtiyacı var. Bütçede açıklar kapatılamıyor. İrlanda ekonomi yönetiminin ise halen bir A planı yok. AB ve IMF'nin yönlendirmeleri sonucunda ancak bir ilerleme kaydedilebiliyor.
İrlanda hangi ikilemi yaşıyor?
İrlanda, ABD'nin Avrupa'daki yatırım merkezi konumunda. İrlanda'ya en fazla yatırım ABD'li şirketler tarafından yapılıyor.
İhracattaki en büyük pay İngiltere'den ABD'ye kaymış durumda. Bir taraftan doların değer kaybı İrlanda'nın rekabet gücünü zayıflatırken, diğer yandan ABD'li yatırımcıları ürkütmemek için kurumlar vergisi düşük tutulmaya çalışıyor. Bu durum AB ülkelerini rahatsız ediyor. İrlanda, bütçe açıklarını kapatmak için vergileri artırmaya yanaşmadığı gibi, AB ve IMF kurtarma paketlerini de bir süre kabul etmekte tereddüt yaşıyor. Tüm bu seçeneklere karşı çıkan İrlanda'nın neden bir B planı yok?
Kurtarma paketi yeterli olacak mı?
Kurtarma paketlerine gerçek anlamda bir kurtarıcı olarak bakmak son derece hatalı olur. İrlanda için verilecek rakam tam olarak netleşmiş değil. 100 milyar euroya ulaşabileceği söyleniyor. Bu para öncelikle bankaların sermayelerinin güçlendirilmesinde ve kamu finansmanında kullanılacaktır. 2 desteğin de ekonomideki aktivitelerin hız kazanmasında yararlı olacağı kesindir. Ancak kriz öncesine dönülmek isteniyorsa, ekonomi yönetiminin insiyatifi AB ve IMF paketlerine bırakmaması gerekiyor.