'Öp Elimi' filminin okuma provaları başladı. Daha salonların ışıkları yanmadan bile insana o eski günlerin kokusunu getiriyor. Mahallenin kaldırımlarında büyümüş, sokak aralarında sesini bulmuş, kapıların açık bırakıldığı, komşunun anahtarının paspasın altında saklandığı bir döneme dair içimizde kalan ne varsa, hepsine ince bir tebessümle dokunuyor.
Selçuk Aydemir'in kaleminden çıkan bu yeni hikaye, daha fragmanında bile o sıcaklığı hissettirirken, aslında hepimizin hafızasında bir yerlerde yaşayan mahalle kültürünün bugün nasıl bir özleme dönüştüğünü hatırlatıyor.
Bu kültürün en belirgin yanı belki de aileydi. Aynı apartmanda üç kuşak birlikte yaşamanın, iki sokak ötede dayının oturmasının verdiği güven duygusunu artık pek bulamıyoruz. Oysa eski mahalle dediğin sadece bir coğrafya değil, bir ev hâliydi. Birinin kapısı çaldığında bütün apartmanın ayaklandığı, bir çocuğun "düştüm" diye ağlamasının bütün mahalleyi telaşa verdiği bir dayanışmadan söz ediyoruz. 'Öp Elimi', işte tam da bu kaybolmaya yüz tutmuş sıcaklığa mizahi bir pencere açıyor. Hem güldürüyor hem de içten içe "keşke yine öyle olsa" dedirtiyor.
Filmin anlattığı mahalle sadece nostaljik bir dekor değil, aynı zamanda sosyal bir hafıza. Her gün aynı bakkala uğramanın verdiği tanıdıklık, mahalle berberinin sandalyesinde yapılan sohbetler, akşamüstü balkondan balkona uzanan laflar… Bunların hepsi, bugün hızla değişen şehir hayatında yerini dijital iletişime bırakırken değerini daha iyi anladığımız detaylar hâline geldi. Sinema, bazen unuttuklarımızı hatırlatmak için en doğru araç oluyor. 'Öp Elimi' de tam bu nedenle sıcak geliyor; çünkü bizi kendi hikâyemize davet ediyor.
Filmi izleyen herkes mutlaka kendi çocukluğundan bir sahne bulacak. Belki yaz akşamlarının o meşhur sandalye düzeni, belki mahalle maçlarında çıkan tartışmalar, belki de annenin balkondan attığı "yemeğe gel!" sesi… Bu anılar filmin içinde birer mizah unsuru gibi dururken aslında ortak geçmişimizin ne kadar güçlü olduğunu yeniden fark ediyoruz. Mahalle kültürü dediğimiz şey, sadece bir yaşam biçimi değil; bizi biz yapan bağların görünmez örgüsü.
Bugün gündelik hayat hızla akarken, insanlar birbirinin yüzünü tanımaz hale gelirken, Öp Elimi sıcak, samimi, eski zaman ruhuyla bir nefes aralığı açıyor. Selçuk Aydemir'in mizahı tam da burada anlam kazanıyor. Çünkü bu film gülmek için değil sadece, aynı zamanda hatırlamak için izlenecek bir film. Mahallenin o sert görünen ama kalbi yumuşacık karakterlerini, aile içindeki küçük çatışmaları, sevginin bazen sert bazen şefkatli ama hep gerçek halini perdeye taşıyor.