Sinan Özedincik

SİNAN ÖZEDİNCİK

Bırakın çocuklar çocukluğunu yaşasın

Eklenme Tarihi 22 Ağustos 2025

HABERİ
SESLİ DİNLE

00:00 00:00
Tüm Sesli Haberler

Çocuk olmak giderek daha kısa süren bir dönem haline geliyor. Bunu yalnızca hızlı gelişen teknoloji, tabletler, telefonlar ya da çizgi filmlerin bile değişen diliyle açıklamak mümkün değil. Kıyafetlerden oyuncaklara kadar birçok şeyde, çocukluk artık hızla kısaltılıyor.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir annenin çektiği video, bu durumu çok iyi özetledi. Dört yaşındaki kızı için kreş alışverişine çıkan anne, büyük markaları dolaşmış ama neredeyse hiçbir yerde kızına uygun kıyafet bulamamış. Raflarda karşısına çıkan parçalar, sanki çocuklar için değil, "küçük kadınlar" için hazırlanmış gibiydi. Bu aslında yalnızca bir annenin yaşadığı alışveriş sıkıntısı değil, toplumsal bir mesele.

Çocuk kıyafetleri artık masumiyetini kaybediyor. Bir zamanlar çiçek desenleri, canlı renkler, rahat kumaşlar çocuk giyiminin olmazsa olmazıydı. Şimdi ise dar kalıplar, yetişkin kadınların gardırobunu andıran elbiseler, hatta topuklu ayakkabı benzeri modeller, daha beş yaşına gelmemiş kız çocuklarının önüne konuluyor. Çocukların dünyasıyla yetişkinlerin dünyası arasındaki çizgi hızla silikleşiyor. Moda endüstrisi uzun süredir "büyümeyi hızlandıran" bir anlayışla hareket ediyor. Çocuklara kendi yaşlarını yaşatmak yerine, onları daha erken yaşta birer tüketici haline getirmek istiyor.

Bu da aslında onların ruhunu, hayal dünyasını törpülüyor. Çocuk kıyafetinde şıklık elbette olabilir. Fakat şıklık ile yetişkin gibi giydirmek arasındaki farkı ayırmak gerekir. Dört yaşındaki bir çocuğun rahatça oynayabileceği, kendini özgür hissedebileceği kıyafetlere ihtiyacı vardır.

O yaşta kimsenin gardırobunda "mini etek – deri ceket" kombinleri olmak zorunda değil. Anne babalar çocuklarını büyütürken en çok şunu istiyor, onların çocukluklarını doyasıya yaşamaları. Çünkü biliyoruz ki büyümek zaten kaçınılmaz. Ama büyürken geçirilen o kısa dönem, hayatın en saf, en temiz, en yaratıcı anlarıdır. Çocuğun oyuna daldığı, düş kurduğu, kendini hiçbir kalıba sokmadan ifade ettiği yıllar…

Moda endüstrisinin bu dönemi hızla törpüleyen, çocukları birer küçük kadın ya da küçük erkek gibi göstermeye çalışan anlayışı, aslında onların en temel hakkını ellerinden alıyor. Sosyal medyada gündem olan annenin eleştirisi bu yüzden haklıdır. Dört yaşındaki bir kız çocuğunun ihtiyacı, kıyafetle büyütülmek değil, çocuk kalabilmektir. Bu noktada markaların sorumluluğu büyüktür.

Çünkü çocuk kıyafetleri yalnızca kumaş değildir; aynı zamanda bir kültürün, bir bakış açısının, bir gelecek tahayyülünün yansımasıdır. Eğer çocuklara çocuk gibi davranmayı unutturursak, yarının yetişkinlerini de daha kırılgan, daha mutsuz, daha çabuk tüketilen bireyler haline getiririz. Bugün vitrinlerde kaybolan o masum renkleri, çizgi kahramanlı tişörtleri, salıncakta rahatça sallanılacak pantolonları geri istiyoruz.

Çünkü her çocuğun hakkı, kendi yaşını yaşamak olmalı. Ve her anne baba gibi o annenin de istediği aslında çok basit; dört yaşındaki çocuğunun gerçekten dört yaşında görünebilmesi.