Bir teknik adam iç sahadaki son 3 maçı da kaybederek Fenerbahçe tarihine adını yazdırıyorsa, "gidenlerden" bir farkı olmadığını göstermek için kendini ihbar ediyor demektir.
Takımda ciddiyet ve cesaret yoksa, yenilgiye başkaldırması gerekenler "abilik" değil "ağalık" yapmayı seçiyor da Erol Bulut bu filmi izliyorsa.
Bizler de geçen yıllardan sonunu bildiğimiz bir filmi yeniden izliyoruz demektir.
O yüzden kendi yanlışlarıyla yüzleşmesi gereken adam Erol Bulut'tur.
Unutulmasın ki futbol oynatamayanlar hem takımlarının hem kendilerinin geleceğiyle oynar.
***
Cumartesi gecesinin odak noktası Malatyaspor santrforu Tetteh'ti.
Tekrarlamaktan usanmadığı sahnelerle maç boyu Fenerbahçe takımına ve kulübedeki beylere ders verdi.
Son 20 dakikada Pelkas'ı çıkarıp savunmayı güçlendirmek için Novak'ı sahaya süren Erol Bulut'un maçı kurtarma projesi şaka gibiydi.
Erol Bulut maçtan sonra "sorumluluk bende" diye öne çıktı da aslında "sorumsuzluk" ondaydı.
Çünkü sorumluluk eleştirildiği için sitem etmek değil daha iyisini yapamadığı için çabalamaktır.
Her şeyden önemlisi yanlışlarda inat etmemektir.
Rakibe anahtarı verdiği yetmezmiş gibi ziyafet sofrası da kuran Tisserand, Erol Bulut'taki sorumluluğun kolyesidir.
Kaybedilen maçlarda çekilen fotokopiler de yılbaşı kartpostalı olsun.
***
"Bu formayı taşımam için gerekli şartları oluşturanlara karşı ben yerine getirmediğim şartların utancını ne yapacağım?" demedikleri ortada.
O halde onlara gözü gibi bakanlar bir zahmet aynaya da baksın.
18 futbolcu transfer etmekten çok daha gurur duyulacak gerçekleri vardır Fenerbahçe'nin.