Sarı lacivertli futbolcular, aralarında "sadakat sözleşmesi" imzalayan, "puan kaybına hayır örgütünün" militanları gibiydi.
Takımda, yüreklerden ayaklara bir aşk vardı dün gece.
Formalarda boncuk boncuk ter.
Galibiyetten başka sonuçlar dün geceden utanırdı. Fenerbahçe'nin maçın başında zapt edilmez bir yanı vardı.
Ezici bir üstünlük.
İlk 5 dakikada 3 net pozisyon.
Özellikle Emre ve Alex topla buluştuğunda pozisyon oluşuyordu.
Sonra birden bir enerji kesilmesi izledik sanki.
Bunu, Kayserispor'un oyunu dengeleme çabası değil, bir anlık Fenerbahçe durgunluğu olarak değerlendirdim.
Çünkü, dünkü Kayseri'nin ayakta duracak hali bile yoktu, bırakın direnmeyi. Fenerbahçe'nin attığı golde, Alex'in topla buluşmasındaki ofsayt tartışması bir yana, Gökhan Ünal'ın vuruşu ustacaydı.
Güiza'da göremediğimiz bir incelik.
Dün gece sezon başından beri görmediğimiz çok şey vardı zaten.
Dünkü Fenerbahçe, sezonun en diri takımıydı. Olağanüstü bir hırs.
Böyle bir hırsa teslim olmamak mümkün değil.
Ama hakemi de işaret etmeliyim.
Dün sahada, "ortam korkağı" hükümsüz bir hakem vardı.
Cezaalanı içindeki güreşi andıran itmeleri bile görmeyen bir hakeme, bir daha göstermezler ama burası Türkiye. Fenerbahçe'nin mücadele ruhu ve hırsı ikinci yarıda da ayaktaydı.
Lugano'nun golü gecenin finaliydi olduğu kadar emeğin de ödülüydü.
Gördük ki, geceyi yoran adamlar, gece boyunca yorulmadı.
Yılın fiyaskosu Mehmet Topuz bile ilk kez sırıtmadı.
Ama iki futbolcu yerde yatarken, hala maçı seyreden, cezaalanı içindeki güreşleri seyreden zavallı bir hakem gecenin en çok sırıtan adamıydı.
Dün sahada, "ortam korkağı" hükümsüz bir hakem vardı.
Böyle hakemlere bir daha maç göstermezler ama burası Türkiye. Gecenin özetini resimlersem...
Dün gece Saracoğlu'ndan, şampiyonluk düşlerine hızlanmış bir mavi tren geçti.