Aynı toprağın çocukları, birbirini tanımıyor.
Herkes diğerine "karşı taraf!"
Dengeler bozuk, gelecek sır değil artık.
Ölüler bile görebiliyor, nereye gittiğimizi.
Baskısını insanların üzerine üflüyor bu zalim politika.
Toplumdaki güvensizliği kışkırtıyor.
Ülkenin kalbine saplanıyor hançer gibi.
Bir tarafında, ihtilale karşı bir ayaklanma başlatırken demokrasi...
Bir yanında geçmişten kalan alışkanlığın diktatörlüğüne soyunuyor.
Üstelik, kendisi gibi düşünmeyenin boğazına ipi geçiriyor. "İktidarı eleştirenlerin kanı bozuk!"
Zalim huyların soyunu sürdürürken, kendinden olmayanın defterini dürüyor bir diğeri. "Şimdi biz fişliyoruz!"
Bunun adı, bir yangının orta yerinde ateşle oynamaktan da öte...
Ateşe benzin dökmek.
Bütün ülke böyle adamların karşısına dikilmeli.
Sadece sivil taraf değil, ülkenin askeri kanadı da çirkinliklerle dolu.
Edebiyle nöbet tutmak, ve içindeki nefreti Başbakan'a bulaştırmamak askerliğin ruhunda olmalıydı.
Niye olmadı da, "parola ve işaret" konulu nöbetlerde, Başbakan'ın adının önüne, bayağılaştırılmış bir sözcük layık görüldü?
Er yatağını, politik çirkinliğin yer yatağına dönüştürmek, ne zaman iktidar oldu da, gücünü böyle sergiliyor?
Üstelik düşmana değil de, kendi Başbakan'ına?
Bütün ülke, böyle askerliğin de karşısına dikilmeli...
Çünkü, görünenden büyüktür nefret.
Görünmeyenden berbat.
O yüzden, yakında herkes karşı tarafına haykıracak.
"Cesetlerinizi süslemeye geliyoruz!"
Parola; fiş. İşaret; şiş.