Quaresma ve Guti'nin yokluğunda Beşiktaş'ta Nobre ve Nihat'a zoraki ihtiyaç duyulmasını, rakip takımın örgütlenme sebebi saydım.
Nihat'ın daha maçın başında kaçırdığı net pozisyonu görünce. "Bu adamın kullanım tarihi geçmiş" dedim.
* * *
O pozisyon gol olmasıyla, ne çok şeyin değişeceğinin hesabını da Schuster'e bıraktım. Maçın başında Beşiktaş'ın acelesi vardı, Porto'nun sabırlı bir oyun anlayışı. Özellikle Tabata'nın ayağından çıkan uzun toplar, kuyuya atılan taşın yankısını beklemek gibi.
Orta alanda çabukluk ve görüş zenginliği Portolu oyuncularda.
Onların kendine güveni arttıkça, baskısı da arttı.Ve gol de geldi.
Golde, kaleci Hakan'ın eli açıktı yine.
Tabata, golden hemen sonra, rakip kale önünde tereyağından kıl çeker gibi çekti ama, kıl gibi vurdu.
Maçın 35. dakikasında Porto'nun attığı bir gol var. Helalinden bir gol ama hakem saymadı. İlk yarıda Bobo, sadece bir pozisyonda santrfor olduğunu hatırladı. O pozisyonda da Maicon kırmızı kartla oyun dışı kaldı.
İlk yarıda beni en çok şaşırtan adam Ernst'ti.
Her futbolcunun kötü oynama hakkı vardır da, Ernst'in böyle bir maçı seçmesini talihsizlik saydım.
* * *
İkinci yarıda Beşiktaş, gümbür gümbür Porto'nun üzerine yürüdü.
Takımda dengeli bir bütünlük, harika bir dayanışma.
Bu dakikalarda kazanmakla mücadele ruhunun birleştiği noktalarda, ayakta kalan hep Beşiktaşlı futbolcular.
Ama rakip kaleye şişirme toplarda, havanın hakimi hep Porto savunması.
Oysa Beşiktaş savunması, bir küçük dalgada yıkılan kumdan kale ve ikinci gol.
* * *
Gecenin sonunda Beşiktaş'a kalan kara hüzün.
Geceyi rakibine teslim etmiş bedenler için, sıradan nedenler üretmeye gerek yok.
Porto ikinci yarıyı 10 kişi oynadı.
Maçı 9 kişi tamamladı.
Beşiktaş'ta keşke Nihat Kahveci de kırmızı kart görseydi, takıma daha çok yararı dokunurdu.
O yüzden basiretsiz adamlar bir yana, dün geceki kesintisiz teslimiyetin sebebini olmayanlarda aradım. Çünkü her şey ortada.
Quaresma ve Guti olmayınca Beşiktaş'ın boyaları akıyor.