Açılımın da, giderek değişiyor anlamı.
Roller, replikler iyice belirginleşirken, şifreler de çözülüyor.
Ufukta, bir yangının bittiği yerde, başka bir yangın görünüyor.
Bizler açılıyoruz ama...
Pandora'nın kutusu açılmadı daha!
Hangi taksiye binsem, şoförler kadere sövmeyi bırakmış, suçluları işaret ediyor.
Hangi telefonu açsam, insanlar "Biraz da ekonomik açılımdan bahsedin" diyor.
Ekonomideki bozgun panayırında binlerce ocak söndü.
Kılı bile kıpırdamadı politikanın.
Benzin fiyatı uçtu gidiyor, politika da arkasından kamçılıyor.
İşsizler için en kolay çıkış yolu, dağa çıkıp inmek. Belki onlara da görkemli törenler düzenlenir.
Emeklilere bir yalan uçuruldu.
780 lira maaşı olanlar, yeni düzenlemeyle bin 600 lira maaş alacakmış.
Bir varmış, hiç yokmuş!
Umut fakirin ekmeği ama gerçekleşmesi beklenirken, hayal kırıklığına dönüşürse.
İnsanın bağrına saplanan kılıç olur.
Tanıdığım ne kadar emekli varsa. "Sizlere ilk dizeleri bile oluşmamış bir şiirin tamamını okuyorlar" diyorum.
Yıllardır canlarına okunan 8 milyon kişilik topluluğa da, buradan gönderiyorum mesajımı. "Son 10 yılda, size toplam yüzde 10 bile zam vermeyenler, nasıl olur da, böyle bir maaş yüklemesi yapar?"
İnsanları sefalete çivileyenler, işçiyi, memuru ne zaman düşündü ki?
Merhametin diliyle, seçim dilini ayırın.
Politikada merhamet yoktur.
Politikada, seçim yaklaştıkta dozunu artıran yalan vaatler vardır.
Ve kandırılmaya müsait olduğunu, her mevsim ispatlayan topluluklar vardır.
Bana telefon edenler resmini çiziyor sefaletlerinin. Hiçbirinin umudu kalmamış.
Çocukları kuşlardan daha aç. Çocukları yıkanıp da çekmiş çamaşırlar gibi.
Telefonu usulca kapatıyorum. "Biraz da kendinizi suçlamayacak mısınız?" diyorum.
"Yaratılan düzendeki hisseniz itibarıyla."