O hayaletler ikinci yarıda bir mucizeye imza attılar ve liderliğe yükseldiler.
Daha ilk dakikalarda Buca a lanına yığılan bir oyun anlayışı.
Dönen toplar Fenerbahçe'de... "Gecenin final anonsu, maçın başında yapılıyor" diye düşünüyordum ki... Söylediklerimi tekzip eden bir Buca golü geldi. "Bu gol ve pozisyon neyi anlatır?" diye kendime sordum.
Cevabını verdim. "Fenerbahçe savunmasının içler acısı halini."
Semih'in kolayca imha edildiği hücum biçiminde, Fenerbahçe'nin baskısının eridiğini gördüm.
Kanatların alışılmış bindirmelerinde etkili olmadığı dakikalarda Bucaspor'un bindirmelerinde Fenerbahçe savunmasında tüfek sesi yemiş bir kuş sürüsü gördüm.
Volkan da golleri kalede gördü.
İlk yarıda gecenin yoklamasında "buradayım" diyen Fenerbahçeli yok. Alex'in bile kendine yabancı olduğu bir ilk yarı.
Semih kendine tutuklu. Orta alan kendi labirentinde kayıp.
Bucaspor'a gelince.
Pompei uyandı sanki. Rakibi yerle bir eden ateşli ayaklar.
İkinci yarıda saatlerin üç buçuk attığı gerçeğine sığınacak bir Fenerbahçe beklerken, yine Abdülkadir çıktı sahneye. Yobo'nun refaketinde Fenerbahçe savunmasını dondurup paketledi.
Bu adamlar kendilerini ateşe veriyor derken, itfaiye eri sahneye çıktı. Alex de Souza...
Önce penaltı golü, sonra harika bir gol daha...Güiza'nın galibiyet golünü gecenin en sihirli vuruşu ilan ettim. Tedirginliğin sürdüğü dakikalarda Santos'un harika golünde tribünlere baktım da...
Liderliğin renk olarak yansıdığı cennet, Fenerbahçe tribünleriydi.
Sonuç olarak, Fenerbahçe dün gece bir korku tünelinden kayıpsız geçti ama... Bu futbolla liderliği korumak, liderliğe sahip olmaktan daha zordur. Hatırlatırım.