İkinci köprüyü işaret ederek. "Orası da Özal köprüsü."
Konuyu bağladı. "Solcular bu ülkede hiçbir şey yaptı mı?"
Güldüm.
Sözü ben aldım.
Solcuların yaptıklarını koydum önüne.
Gerçek solcular bu ülkede demokrasiyi savundular.
İnsanları aydınlatan kitaplar yazdılar.
Kendilerinden olmayanın hukukuna bile sahip çıktılar.
Türkiye'nin bağımsızlığı ve aydınlığı için mücadele ettiler.
Onurlu bir yaşam uğruna, kendilerini yaktılar.
Yetmez mi?
Sonra sahte solculara döndüm.
Televizyon ve gazetelerde paraya boğulan, her devrin haramilerine.
Onlar içkilerini yudumlarken, her güçlünün kanadına sığındılar.
Paranın uşağı oldular.
Adaleti sattılar.
Hiçbir suça bulaştırılmamak için, yok yere insanları suçlayanların saflarını tuttular.
Meselenin özeti...
Süleyman Demirel'in, yaptırdığı bir köprüyle, bu memleketi kasten cahil ve yoksul bıraktığı gerçeği asla ödeşemez.
Turgut Özal'ın, bu memleketin insanlarına, rüşveti, yolsuzluğu hak saydıran temel atma törenleri de, hiçbir köprüyle ödeşemez.
Bu ülkede hala gerçek bir demokrasi arayışı varsa.
Hala insan onuru için mücadele veriliyorsa.
Gerçek solcuların eseridir.
Onların "gönül köprülerinden" gelen geçer, giden geçer.
Üstelik bilet parası ödemeden.
(Not: Halkın parasıyla yapılan köprüler, başbakanlara mal edilmiştir.
Parasını çıkardıktan sonra, köprülerden geçişin ücretsiz olacağı sözü verildiği halde tutulmamıştır.)