İnsanlar, ölüm kapılarını çaldığı zaman başka bir renge bürünüyorlar.
Hayatın gerçeklerini bir anlık da olsa hissetmek gibi.
Deprem masumların bile suç ortaklığı yaptığı bir gerçektir.
Yalanlara inandıkça.
Dünyanın dengesini bozanlara suskun kaldıkça.
Bu ülkede depremler kaçınılmaz.
Çocuk parklarına bile gökdelen dikenler dünyasında kesilmedik ağaç kalmadı.
Dünya, yerin altında fingirdeşen hayatı eninde sonunda bizlerle ödeştirecek.
Allah çocuklarımızı korusun.
1999 depreminin üzerinden 15 yıl geçti.
Büyük bir deprem olursa ne olur?
Panik hayatın öznesi olur.
Yollar sadece etiketli adamlara açılır.
Nasılsa toplum bilincimiz yok.
Ölümle aramızdaki uzaklığı yakınlaştıran bir düzenimiz var.
Her şeyi kadere yükleriz olur biter.
Dünyayı değiştiremeyiz.
Ama kendimizi değiştirmeliydik.
Hayatı el altından zengin olmak sayanlar, yerin altındaki gerçeklerden kendilerini muaf tutamazlar.
Mevsimlerin değişmesinden bile huylanmayanların da kapısı çalınacak.
Kuşkuları olmasın.
Komşuluk bitti, iki kaşının arasına düşmanlık asanlardan geçilmiyor toplum.
Hayat bir imeceyse, depremde birbirine uzatılması gereken eller ne olacak?
Kendisi gibi düşünmeyenlerin ölümüne "ohh" çekenler, böyle zamanlarda komşularının ipini mi çekecek?
Yoksa kendisinin yardıma ihtiyacı olduğunda attığı çığlıkların yankısını mı duyacak?
Ölüm öyle bir gerçektir ki, günahlarını ödeştirmeye bile fırsat tanımaz!
Dünyayla ve topraklarla zıtlaşmaya gelmez.
Aynı topraklarının insanlarının birbirine bu denli düşman olmasının da kimseye yararı olmaz.
Kanla damar, ilikle kemik gibiysek.
Bazen bir deprem birçok şeyin anonsudur.
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için yaşamayı öğrenmeliyiz.
Öğrenmiyorsak bizlere bu sorumsuzluğu ve düşmanlığın bedelini pahalıya ödetecek bir dünya kapımızda bekliyor.
***
Soma'ya adının açıklanmasını istemeden iyilik yapanlar, ödülünü Allah katında alıyor.
***
Teknolojiymiş!
Depremde telefonlar kilitlendi.
Cep telefonları geyik yapmak için harika.
Reklamlarda ülkenin her yerine ulaşmaktan bahsederek göz boyayanlar, böyle günlerde güçlerini ortaya koysunlar da görelim.
Böyle günlerde işimize yaramayan teknolojiyi biz toprağa gömdük bile.
***
Nasıl yanardı gözlerin
Isınırdım geceleri
Sen bıraktın boğazıma
Düğümlenen heceleri
Boşuna aşık olmadım
İsminden güzeldi yüzün
Bu dört duvar arasında
Şimdi bana kalan hüzün
Bıraktığın gibi
Bulursun beni
Resmine sımsıkı
Sarılmış halde
Dönmek için gider
Gerçek sevenler
Nerde benim sevdam
Gözlerin nerde
Hakkı YALÇIN