Mourinho gitti. Küçük insanlar bazen büyük yaralar açar. Kendisinden istenen hiçbir şeyi yapmadan ama kendisinin istediği her şeyi alarak gitti. Keyfine kahyalık yapmak için geldiği daha ilk günden belli olan bir adam, sadece egolarını değil tazminatını da cebine koyup gitti.
Mızıkçıydı, züppeydi. Geçen sezon giden şampiyonluğun vebali ona aitti. "Organize işler konulu balonlarını patlatırken, mazideki etiketini yakarak, bükemediği bilekleri bile öpmeden gitti.
***
Mourinho dışı yaldızlı içi paslı teneke olarak "gözyaşlarını" silemeden gitti. Sözde yenilmeyi kabullenmeyen tavrına karşılık, "peki, kazanmak için neler yaptınız?" sorusuna cevap bile vermeden. Giden şampiyonluklar teknik adamlarını terk ederler ama Mourinho "zoraki" de olsa takımın başında bulunmanın maddi getirisini hesap etti. Gözaltına alınması gerekirken el üstünde tutulmasının vebali de yönetime aitti. Geldiği günden beri böyle birinin arkasında duranlar için bu saatten sonra "günah benden gitti" demek olmaz. Onlarla Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi hayali de parası da gitti.
***
Mourinho, çöreklendiği köşedeki deniz fenerinin dibine bırakılan, "sen para için ölenlerden misin, bize mi öyle geldin?" notunu okumadan gitti. Bu adamın kadar kof ve korkak çıkacağını da sadece yüreği olanlar fark etti. Gazetecilerle alay etmek için yazı tura atmayı öğrenen bir züppe sportmenliği bile lağvetti.
Kişisel kaprisleriyle takımdaki arkadaşlık bağlarını yok etti. Oynaması gereken futbolculara kulübede mezar kazarken manzarayı seyretti. Provokasyonla geçinirken her mazeretinin bir yedeği vardı da İrfan Can Kahveci gibi bir adamı yedekte bekletti.
***
Kalsaydı, yanlışlarının koleksiyonlarına yenilerini ekleyecekti. Kazanamadığı maçlardan sonra yapıdan ve hakemlerden bahsedecekti. Sosyal medyada karikatürize edilen Fenerbahçeli çocukların ciğerini yakıp gitti. Biraz geç oldu ama "Portekiz cambazı" defolup gitti!