Dün Sivas'ta galibiyete bilenmiş bir takım bekledim.
Ama yine çürük elmaları gördüm. Maçın başında yapay bir baskı.
Rakibi boğmak yok.
Pozisyonların bazıları organize, bazıları devşirme.
Sivasspor'un karşı hücuma kalkış hızı, Fenerbahçe'nin iki katı.
Bu da Fenerbahçe adına saldırı gücünü denerken savunma zaaflarını görmezlikten gelmesi demek.
Ayrıca Fenerbahçe'de garip şekilde topu havaya kaldırma hastalığı vardı. Bu da rakibin müdahale gücünü artırdı.
İlk yarıdaki mücadele, iki takımın horoz dövüşünü andıran gürültüsü gibiydi. İkinci yarıdaki "gece maçı" futbola biraz ışık tuttu.
Ama dönen toplarda donuk yakalanan Fenerbahçe, savunması ve orta sahasıyla bu yarıda çok baskı yedi.
Özellikle Gökhan Gönül'ün kanadı yolgeçen hanıydı. Sow bu takımın aradığı santrfor değil. Sivas ceza alanına 20'nin üzerinde orta yapılmış ama topla buluşması o kadar nadir ki.
Selçuk Şahin'in 90 dakika forma giydiği bir takımda, neyi tartışıyoruz ki zaten.
Kuyt'ta da şaşırtıcı bir düşüklük izliyoruz. Dün gece sahadaki çürük elmalardan biri oydu. Fener'i kuşatan gerçekler futbola ışık vermiyorsa.
Yanlışların alışkanlık haline gelmesi de, kimseyi rahatsız etmiyor demektir.
Yaraların kapanması gerekirken, çürükler çoğalıyor Düşündüm de...
Kendisiyle girdiği savaşı bile kaybeden bir teknik adamın takımı maçı nasıl kazansın!