Kapitalist kansızların Siyonistlerin bir düğmeye basarak bebekleri, okuldaki çocukları öldürmeyi savaş saydığı şimdiki zamanı yaşarken, biz zaferin en şereflisini, vatanı savunmanın en yüce hallerini yaşadık ve dünyaya gösterdik. Biz yiğitliğin genetik olduğunu, bu topraklara ayak basacak hainlere nasıl cevap vereceğimizi iyi biliyoruz. Çünkü bizde yürek var sapına kadar.
Memleket sevdasının, bağımsızlık tutkusunun ve en çaresiz zamanlarda bile ülkesi için asker olmanın erdemini o yıllar öğretti bizlere. En çok da Dumlupınar'da 4 gün ölümüne savaşan ve "Zaferi" bayrama dönüştürenler. Geçmişini geleceğine yazdıranlar, geleceğini geçmişinden alanlar kazandı bu zaferi.
Sefaletin ve çaresizliğin boynunu bükemediği bir millet ayaktaydı. 1922 yılı Dumlupınar. 26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin cennetine koşuyordu güzel insanlarımız. Her birinde yaralı askeri sırtında taşıyan diğer yaralı asker ruhu. Ayaklarında çaputlar, ellerinde derme çatma silahlar, mataralarında alın teri ama yürekler dağ gibi.
Gökteki yıldızlar yere inmişti de gözlerinden öpüyordu her birinin. Düşman şaşkın düşman suspustu! Bir millet uyanıyordu da yeniden yanıyordu söndü zannedilen ateşler. Günlerden 30 Ağustos'tu.
Onurlu bir nöbetin yolculuğunda, ülkesini düşmana karşı savunmanın en kutsal mertebesindeydi güzel askerlerimiz. İş birlikçi işgal kuvvetlerine karşı dururken gözlerini kırpmadan ölüme selam çaktılar.
Atının üzerinde cennet yüzlü Gazi Mustafa Kemal Atatürk, söyleyecek sözü kalmadığı sanılan bir millet adına haykırıyordu. "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır." İşgalciler İngiliz marka silahları bırakıp kaçarken arkalarına bile bakmadılar. Yiğit askerlerden biri Türkiye haritası çizdi toprağa, eğildi öptü, arkadaşları onu alnından öptü. Düşman ölüydü düşman mahpustu. 1922 yılı Dumlupınar. Günlerden 30 Ağustos'tu.
Hiçbir ülkenin askerleri bir savaşta bu kadar anlam kazanmamıştır. Hiçbir ülkenin tarihine böylesine görkemli bir zafer yazılmamıştır. Dünyanın her yerinde bu zaferi bilirler ve 1922 yılından bu yana o fotoğrafların karşısında saygıyla eğilirler.
Bu toprakların tek sahibi vardır, haritasını bozmaya kimsenin gücü yetmez. Bu memleketin insanları bitti denilen yerde yeniden başlar. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. O yüzden okul yıllarımın ve çocukluğumun en güzel marşıdır; "dağ başını duman almış yürüyelim arkadaşlar."
MUTLULUK TAKVİMİ
Pencerene bayrağını as
Yiğit insanları rahmetle an.
Ülkeni sev, bütünlüğü koru.
Gözlerinde doğar
Benim güneşim
Sen benim umudum
Sevdamsın ülkem
Kader arkadaşım
Sevgilim eşim
Sen benim sıcacık
Soframsın ülkem
Elimin nasırı
Alnımın teri
Sen bir ekmek kadar
Kutsalsın ülkem
Güneşli umudum
İnancım davam
Sen benim bitmeyen
Kavgamsın ülkem
Hakkı YALÇIN
Amerika ve İsrail'in kirli tarihinde asla Zafer Bayramı yoktur!
Varsa görelim!
Hangi zengin, çocukların hakkını savunmak için gemileri yakmayı göz alır? Hangi zengin, yerde yatan bir çocuğun umudunu ayağa kaldırmak için yere eğilir? Hangi zengin, gazete kağıdının üzerine serilmiş peynir ve üzümle bir öğlen yemeği düşler?
Hangi zenginin vapur yanaşmadan iskeleden atlayan çocuk cesareti mevcuttur? Ve hangi zengin, haram kazancı için kendine tutuklama emri çıkartabilir? Var mı öylesi?