Tsunami gibi art arda gelen dalgalarla gerçeği kaçırıyoruz. Değişimin nasıl başladığını, nasıl devam ettiğini ve nerede duracağını tahmin edemiyoruz.
Öyle anlar var ki ya onu anlarsanız ya da olup biten her şeye sadece bakarsınız!
Mesela 2001 ekonomik krizi ve Erdoğan'ın hükümet kurması, Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun suikastten kurtulup, Genelkurmay Başkanı olması, Kıvrıkoğlu Paşa'nın Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman'ın önünü açması, MİT'in yıllardır elini ayağını bağlayan prangalardan kurtulması, Ebu Garip skandalının patlaması, İkiz Kuleler'e saldırılması, Bush'un 1000 oyla gelmesi ve yerine Obama'ya bırakması gibi...
İnanın, bu başlıkların hepsi birbiriyle ilgili. Hem uzun, hem de derin konular.
Gelin isterseniz, hem bugünü hem de yarını görmek için tura çıkalım. Köşenin boyutu belli.
Gezebildiğimiz kadar gezelim!
Seymour Hersh, 1960'larda Associated Press'in Pentagon muhabiriydi. Bütün ilişkilerini bu sırada kurdu ve geliştirdi. Zeki ve güvenilirdi. ABD'nin SAVAŞ politikalarının karşısındaydı. İşini bırakıp, Vietnam Savaşı'na karşı çıkan başkan adayı Eugene Mc Carthy'nin basın danışmanı oldu.
Bir gün odasında dosyaların arasına gömülmüşken, bir avukat çıkıp geldi. Kimsenin duyamayacağı şekilde "Ordu, Vietnam'da 75 sivili öldürmekle suçlanan bir subayı yargılayacak" dedi.
Hersh, işin peşine düştü. O subayın CALLEY isimli teğmen olduğunu öğrendi. İlk adımı atmış ancak tehdit dolu telefonlar ve mektuplar yağmaya başlamıştı.
Yılmayan Hersh, Calley'in avukatını buldu. İş daha da karıştı. Çünkü avukat, müvekkilinin 75 değil, 150 kişiyi öldürmekle suçlandığını söylüyordu! Masa başında söylenenleri dikkatle dinleyen Hersh, gelen telefon üzerine avukatın dışarı çıkmasını fırsat bildi. Masada duran tüm belgeleri izinsiz aldı. Kendisi bir karar vermek zorundaydı. Ya mesleğini seçip haberi yapacak, ya da ordu ve devleti düşünüp susacaktı. O "gazetecilik" dedi. Haber patladı. Bütün dünya o olayı konuşuyordu. Dergiler, gazeteler, tv'ler aralıksız yayın yapıyordu. 4 gün sonra, Ohio'nun en büyük gazetesi Plain Dealer, My Lai Katliamı'nın ordu fotoğrafçısı Ron Haeberle tarafından çekilmiş görüntülerini bastı. Bu 'fotoğraflar' ve Hersh'ün "My Lai öyküsü" dünyayı değiştirdi.
Bu adam yıllar sonra yine dünyanın akışını değiştirecekti.
Bu kez olay yeri Irak'tı...
Amerikan Ordusu'nun Ebu Garib'te yaptığı ve tarihe KARA LEKE olarak geçen işkenceyi ortaya çıkardı...
Ve bu tarihte yani 2003'te Türkiye DEĞİŞİMİN gazına basarken, ABD de boş durmuyordu. Ebu Garib fotoğraflarının sızması NEOCON'lara indirilen en büyük darbeydi. Ordunun içinden bir grup aynı Türkiye'de olduğu gibi BELGELERİ sızdırıyordu.
ABD'yi elinde tutan DERİN GÜÇ, büyük yara almıştı.
PARAYI ellerinde tutanlar ilk kez kroşe yemişti. Ama bu unutulmayacaktı. Yıllar sonra önümüze Wikileaks olarak gelen yalan yanlış bilgiler Ebu Garib'in intikamıydı!
Kılıçlar iyice çekilmişti. Geri dönüş yoktu. ABD mücadelesini içeride yaparken Türk Ordusu yeni dünyadaki yeri için hazırlanıyordu! 60 YAHUDİ patronun dünyayı ve Türkiye'yi yönetmesine izin verilemeyecekti.
Bu karar gizli toplantılarda alınmıştı. Asla HATA yapılmayacaktı. İlmik ilmik yeni DEVLET örülecekti.
Hüseyin Kıvrıkoğlu, Kıbrıs'ta şans eseri M-16 mermisinden kurtuldu. Bu orduda bir dönüm noktası oldu. Sıradaki Genelkurmay Başkanı öldürülmek istenmişti. 2000 yıllık devlet geleneği bunu kabul edemezdi. Öyle de oldu. Düğmeye basıldı. Usulca ama kararlı bir şekilde yol haritası çizildi.
Kıvrıkoğlu Paşa, Genelkurmay Başkanı olduktan sonra akış hızlandı. Ama çok az kimse bunu fark etti. Çünkü öyle zamanlarda öyle demeçler veriliyordu ki "kimin kim olduğunu" anlamak imkansız oluyordu.
Ancak dikkatli gözler, en önemli virajlardaki sözleri not etmesini biliyordu!
Balyoz'u önleyen Hilmi Özkök'ün yükselmesini Kıvrıkoğlu sağladı.
1998'de Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na, 1999'da 1. Ordu Komutanlığı'na, 2000'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 2002'de Genelkurmay Başkanlığı'na o getirdi.
Mesela 1999'da Hilmi Özkök, Çevik Bir'in yerine 1. Ordu Komutanlığı'na getirilirken, YAKIŞIKLI ÇEVİK PAŞA, görev devir teslim törenini protesto edip gelmiyordu!
Kıvrıkoğlu Paşa'nın yaptığı en büyük hamle 2001 yılında Edip Başer'i 2. Ordu Komutanlığı'nda bekletmesiydi! Ama daha da anlamlı darbeyi, kendisi emekli olurken yerine Kara Kuvvetleri komutanı Hilmi Paşa'yı getirerek vurmuştu. EDİP BAŞER'i de eleyip, Özkök'ten boşalan koltuğa Aytaç Yalman'ı atamıştı.
Yani Edip Başer Paşa'yı iki kez durdurmuştu!
Daha sonra Özkök, "Kıvrıkoğlu beni çok severdi.
Bu nedenle İkinci Başkan yapıp yanına karargaha aldı" dedi...
Zaten Kıvrıkoğlu, Özkök'ün önü kesilmesin diye Ecevit'in "Bir yıl daha uzatalım" teklifini kabul etmedi.
Önünü açtığı komutanlar, hem tezkerenin geçmesini hem Balyoz'un inmesini engelledi!
Zaten ABD'nin yaramaz çocuğu Paul Wolfowitz, Mayıs 2003'te CNN Türk'te Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand'a "Tezkere Türk Ordusu'nun tutumu nedeniyle geçmedi" diyecekti.
Balyoz'dan tutuklanan İbrahim Fırtına, Özden Örnek'e "Atamaları gördün mü? Edip Paşa'yı Kara Kuvvetleri Komutanı yapmamışlar!" demiş, Örnek de "Şok oldum" karşılığı vermişti.
Yani Balyozcular, Aytaç Yalman yerine Edip Başer'i istiyor ve bekliyordu.
Nedenini bilmiyorum ama Edip Paşa onlar için önemliydi!
Kıvrıkoğlu'nun ERGENEKON'un bir numarası olduğu iddiaları havada uçuşurken, kimse geri dönüp de Paşa'nın icraatlarına bakmıyordu.
Akılı devre dışı bırakınca, büyük büyük hatalara imza atılıyordu.
Oysa yapılan çok açık ve netti!
Türk Ordusu ve devleti, düne kadar ABD'yi de elinde oynatan gücün pençesinden geri alınıyordu.
İpi dışarıda olan PATRONLAR, 28 Şubat'ta paraları çuvalla kaçırırken, Türkiye'de yeni bir sayfanın açıldığını göremedi.
Bu alışkanlıkla 2001'de voliyi vurdular... Ama o, son voliydi!
Türkiye, 2002 seçimleriyle dünyadaki yerine koşmaya başladı...
Kazdıkları çukura kendileri düştü!
Geçtiğimiz gün konuştuğum önemli bir işadamı, "Keşke o hataları yapmasıydık" diye günah çıkardı...
Bu noktaya gelinmesi de güzel...
Ama geç olmadı mı?