Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in emriyle TCDD'de hareketlenme başlar. Kıvılcım düşmüştür artık.
Oradaki 23 mühendis bu emri "Türk insanının makus talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılar...
İnançları tamdı... İçlerinde en ufak bir şüphe bile yoktu. Herkes elini taşın altına sokmaya hazırdı. Çalışmanın, Demir Yolları'nın Eskişehir'deki CER Atölyesi'nde yürütülmesine karar verildi....
Tek sorun zamandı...
Bu engeli nasıl aşacaklarını kimse bilmiyordu.
CUMHURİYET BAYRAMI'na sadece 130 gün vardı. Zamanla yarış kıyasıya sürerken ekip otomobilin ismini bulmuştu bile:
DEVRİM...
23 mühendis hayatlarını ve kariyerlerini riske atarak var güçleriyle çalışıyordu. Attıkları her adımda önlerine anlayamadıkları KOCAMAN engeller çıkıyordu.
Devletin desteklediği bir proje devlete rağmen sağlıklı yürümüyordu. Kimsenin şevki kırılmadı. Aksine daha da hırslandılar...
Ekip kenetlendi. Hayatları pahasına iğne bile üretilemeyen bir ülkede OTOMOBİL yapmaya yemin ettiler...
Devletin kendilerine ayırdığı para sadece 1.400.000 liraydı...
Çalışmalar ilerledikçe üniversitesinden basınına, bir avuç sanayicisinden politikacısına, sesini duyurabilen herkes "Ne otomobil, ne de motor yapabiliriz. Haddimizi bilelim" diye haykırıyordu. Özel sohbetlerde, röportajlarda, konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu.
Ancak ekibin başı olan Emin BOZOĞLU'nun asker kökenli ve aynı zamanda Sıtkı ULAY Paşa'nın akrabası olması dolayısıyla Milli Birlik Komitesi çalışmalara TAM DESTEK veriyordu.
Ve bu destek meyvesini vermişti!
29 Ekim 1961 sabahı kaportası pürüzsüz olmasa da, yüzde 100 yerli olan 4 DEVRİM hazırdı...
OTOMOBİLLER, motosikletli kalabalık bir eskortun arasında yola çıktı.
Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil'e uğramadan yola devam etti. Meclis'in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa, Meclis'in önüne gelmiş ve Anıtkabir'e gitmek üzere 2 numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 metre sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa'nın "Ne oluyor?" sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU "Paşam, benzin bitti" cevabını verdi.
Paşa'dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim'e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir'e bu otomobil ile gitti. İnerken, o ünlü "Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz" sözlerini söyledi.
Ertesi gün BASINDA KIYAMET KOPMUŞTU!
Bütün gazeteler sözbirliği etmişcesine "100 metre gidip bozuldu" manşetiyle çıktı!
Ne 2 numaralı DEVRİM'in Hipodrom'daki törene katıldığı, ne de Cemal Paşa'nın Anıtkabir'e bir başka DEVRİM otomobili ile gittiğinden söz ediliyordu!
Bütün haber ve yorumlarda "PARA BOŞA GİTTİ" diye feryat ediliyordu.
Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine "At neslinin ıslahı" için konulan 25 Milyon TL'den kimse söz etmiyordu!
Bütün bunları dün İSHAK ALATON'un "Türkiye daha iyi bir YERLİ OTO yapma rüyasını bir kenara bıraksın, hatta çöp kutusuna atsın" sözlerini duyunca hatırladım... İshak Bey "Çin ile rekabet mümkün değil" diyerek paranın DAHA FAYDALI işlerde kullanılmasını öğütlüyordu...
Kim bilir belki de haklıydı?
Ancak hiçbir ülke ÇİN yüzünden otomobil fabrikalarına KİLİT vurmamıştı! Kimse "OTOMOBİL ZARARLI" bir yatırım diyerek vazgeçmemişti!
Neyse...
28 Şubat'ta 100 milyar doları çalınan bir ülkede bir BABAYİĞİT çıkmasa da DEVLET, 2-3 milyar dolar ayırıp bu işi yapmalı.
Ve Devrim'de olduğu gibi bir CUMHURİYET BAYRAMI'nda görücüye çıkarmalı... "BENZİN riski var" diyenler çıkacağı için, ELEKTRİKLİ MODEL de düşünülmeli...
İshak Bey'in "çöpe atın" dediği şey aslında bir milletin hayaliydi...
Unutmayın!
Dünyayı değiştiren Steve JOBS, elmaya bir ISIRIK atarken "HAYAL EDİN" diyordu...