CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Deli gömleği

Eklenme Tarihi 09 Nisan 2013
Bunu bilirdik. Ancak buna rağmen ülkeyi ayakta tutacak kararlar almayı, doğru reçete yazmayı beceremezdik!
Özellikle Türkiye'yi ekonomik operasyonlara açık hale getiren 1980 darbesinden sonra muhafazakar kesim toplumsal hayatta kendini iyice hissettirdi.
Muhafazakarlar, daha doğrusu başörtülü kızlar, kendini gösterdikçe rejimin savunma mekanizması devreye girdi! Resmi ideoloji, başörtülü kızları törpülemek, üniversitelerden uzak tutmak istiyordu. Üzerinde akıl yürütmediğimiz, sadece hatmettiğimiz ideoloji, kılık-kıyafete bakarak o insanın düşüncesinin zararlı olduğu fikrine varıyordu!
Ama o kızları okula almayan ünlü rektörlerimiz, onların nişanlısını, ağabeyini, eniştesini, dayısını, amcasını, komşusunun oğlunu içeri almakta bir sakınca görmüyordu! Düşünce önemliydi ama genç kızlarla aynı dünya görüşünü paylaşan ERKEKLERE kimse "DUR" demiyordu!
Demek ki sorun bir metrekarelik kumaştı!
Devletin kendini savunma refleksi akılcı değil komikti!
Sadece kendi vatandaşlarına karşı değil!
Her olaya ve her soruna böyle komik yaklaşırdık!
Londra'nın var ettiği ve sokağa döktüğü gençleri anlamaz, "Haydi Moskova'ya" derdik! "Kahrolsun Oligarşi!" diye yürüyen gençler de, devlet de arkadaki Londra bağlantılı OLİGARŞİYİ görmezdi!
Körlük bizde kalıcı olmuştu!
Hiçbir problemin arka planını göremiyorduk!
Hatırlayın bir grup VATANSEVER ellerine aldıkları silahlarla ne kadar Kürt işadamı varsa hepsini hedefe koydu! Türkiye dışında başka bir ülkeye hizmet eden bu grup "PKK'nın para kaynaklarını keseceğiz" mazeretiyle ne kadar para sahibi KÜRT varsa saldırdı! Behçet Cantürk ya da Ömer Lütfü Topal gibi isimler faturayı ödüyor ancak ne hikmetse PKK denilen yapının ekonomik hortumları kesilmiyordu!
Oysa yapılan operasyonlardan sonra örgütün dağdaki adamına verecek ekmek bile bulamaması gerekiyordu! Ama tam aksi oluyordu! Hem örgüt hem de verdiği tahribat büyüyordu!
Darbeler ve cuntalar dahil hiçbir olayı doğru okuyamıyorduk!
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bir ADA'ya sıkışıp kalan İngiltere'nin, Amerika'ya olan hıncını görmüyorduk!
Dünya üzerindeki kavgayı ABD ile Rusya arasında sanıyorduk!
Washington'un, AB yolculuğunda Ankara'yı desteklediğini görüyor, bunun ne anlama geldiğini sorgulamıyorduk! Amerika, bir yandan rakip gördüğü Avrupa'yı içeriden Türkiye ile kontrol etmek istiyor, diğer yandan da resmi ideolojinin halkla çatışmasını körüklüyordu!
Sahip çıktığımız ideoloji İNGİLİZ patentli olduğu için kavganın kazananı olmayacak, iki taraf da acı çekecekti!
Öyle de oluyordu!
Başörtülü bir anne oğlunun Harp Okulu'ndaki mezuniyetine gidemiyor, ancak şehit verdiği evladının cenazesine bütün ordu geliyordu! Kafanın içiyle değil tamamen dışıyla ilgiliydik!
Bunun sebebi de aklı, yani kafanın içini rafa kaldırmamızdı!
28 Şubat'ın etkili komutanlarından biri gazetelerin yazı işlerine ÖCALAN için kullanılacak HİTAP şekillerini listeleyip gönderirdi! Bataklıkla değil sivrisinekle mücadele ederdik! PKK elebaşı için onların onaylamadığı bir tanımlama kullanılırsa ülke bölünürdü çünkü!
Olaya bakışımız böyleydi!
Öcalan deyince aklıma geldi...
Bundan birkaç ay önceydi.
Bir gazete Ankara'da görev yapan bir BÜYÜKELÇİ ile konuştu. Süreç bu kadar hızla gitmiyorken "Bu röportaj ne anlama geliyor?" diye düşünmüştüm...
İsterseniz birlikte tartışalım... Ama önce okuyalım...

Türk devletinin meselenin çözümü için kiminle muhatap olması gerektiği tartışılıyor. Karşıda BDP'den İmralı'ya Kandil'e uzanan çok parçalı bir yapı var. Hükümet ne yapmalı?
Son derece zor bir durum. Hükümetin terörist olmayan aktörler arasından doğru muhatabı bulması çok önemli. Bu kişiler sözüne güvenilir olmalı ve kendileri terörist olmasa da teröristlerin beklentilerini yansıtabilecek durumda olmalı. Hükümetin, tek bir siyasi partinin bütün Kürtleri temsil edeceği yaklaşımına ihtiyatlı davranacağını düşünüyorum. Ama teröristleri şiddete son vermeye ikna edecek birileri ile mutlaka oturup konuşmaları gerekiyor. Bir noktada seçilmiş milletvekilleri ve sivil toplum temsilcileriyle oturup konuşmaya başlamaları gerekecek.
Zor olduğunu biliyorum ama diyalog üzerine kurulu bir siyasi süreç olmak zorunda.

Eğer böyle bir süreçten geçebilirsek o zaman bu ülkenin başbakanı da Öcalan ile el sıkışır mı sizce?
Bilmiyorum. Ama istediğiniz şey artık kimse siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için silah kullanmasın.
Elbette uzlaşmak için zor kararlar alacaksınız. Zor olacak çünkü anlaşmanın bir parçası olarak şu an demir parmaklıklar arkasında olan bazı kimseler dışarı çıkacak. Ben isim veremem ama sonuçta uzlaşmanız gerekecek.

İsim veremem diyorsunuz ama 'demir parmaklıklar arkasındaki kişiler' derken başta Öcalan'ı kastettiğiniz aşikar.
İngiltere'de televizyonda mükemmel bir dizi var; House of Cards. Başroldeki karakterin meşhur bir sözü var:
Siz öyle diyebilirsiniz ama ben kesinlikle yorum yapamam.
Bunları kim söyledi?
Eşi Roshan'ın yokluğunda köpekleri Rafa ve Poppy ile birlikte vakit geçiren İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Reddaway!
OSLO'yu kendilerinin sızdırmadığını söyleyen Sayın Büyükelçi çözüm için "Öcalan'ı kullanmayın!" diyor! Tabii bunu dolaylı olarak anlatıyor! "Öcalan dışarı çıkar" diyerek de sürecin önünü çok ustaca bir yöntemle kesmeye çalışıyor! Hiç hissettirmeden! Taa birkaç ay önceden!
İşte adamlar her işini böyle ustalıkla yapıyor!
Akılla yürüyor! Ama biz?
Bakın son yıllarda DEVLET daha önce hayal bile edilemeyen işlere imza attı... TRT 6, TRT AVAZ, TRT TÜRK gibi bölgedeki insanları kucaklamaya yönelik bir yayın başlatıldı...
Onlarca ülkedeki milyonlarca insan kapsama alanına alındı! Bu bile Ankara'nın YÜRÜYÜŞÜNÜ gösteren basit bir işaretti!
Ama anlayan yoktu!
İngilizler, Öcalan'la görüşülürse bu işin biteceğini görüyor ancak içeride bazı arkadaşlar "ülke bölünecek" çığlığı atıyordu!
Amerika'nın bir bölümünü yanına çeken Londra, Pentagon'un uzun süre Ortadoğu'da kalamayacağını hesap ediyordu!
Bu planı sadece Türkler'in kendi yürüyüşü bozardı!
Türkler dönmezse, bölge yine onların olacaktı!
İşte Yeni Türkiye dediğimiz şey tam da bu!
Onların biçtiği elbiseyi yırtıp kendi kostümünü giymesi ve bölgeye inmesi!
Ergenekon ve Balyoz, bu kostüme itiraz edenlerin bir süre dinlendirilmesinden başka bir şey değil!
Devlet yabancı modacı istemiyor!
Anlayın artık!