Gazetelerden televizyonlardan başını kaldırmayan milyonlarca insan, gerçeğin ne olduğunu bilmek istiyor. Ülkenin nereye gittiğini görmek istiyor. Çocuklarını nasıl bir ülkede büyüteceklerini öğrenmek istiyor...
ANLATALIM...
Bazen en iyi iletişim yolu örneklerdir. Gelin bugün o yolu izleyelim. Bakalım nereye varacağız... "Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'nun arasında bir İÇ POZİSYONA sahiptir. Bu pozisyon Orta Asya'ya açılan pencerelere de bağlanır. Dünyadaki savaşlar da bu üç bölge ile Orta Asya'da yaşanır. Bütün ROL mücadeleleri burada yapılır.
Yeni dengeler de bu coğrafyada kurulacak. Bu nedenle Türkiye'nin pozisyonu ve gücü giderek genişleyecektir.
Türkiye artık stratejik önemi gereği kendisini, olayların akışına bırakamaz.
Bekle gör tavrı içinde olamaz. Böyle bir lüksü yoktur. Uluslar arası sistemi tanıyıp, yorumlayıp kendi taktiklerini geliştirmek zorundadır. Yaşanan süreçte, hem sistem, hem başrol oyuncuları, hem figüranlar yeniden belirlenmektedir. Yeni sorun ve tehditlere karşı Türkiye eskisinden çok daha güçlü olup önem kazanacaktır....
Bu ilk örnekti... Şimdi ikincisine geçelim..." "Türkiye daha önce ÜÇ RESTORASYON dönemi geçirdi.
Bunlar Tanzimat, Cumhuriyet ve NATO'ya bağlı güvenlik ağırlıklı dönemlerdi... Şimdi ise 4'üncü restorasyon dönemindeyiz bunun da adı ÖZGÜRLÜK... Türkiye artık büyük dünya satrancında küresel bir oyuncu olacaktır. Yeni restorasyon dönemi 2002 yılı itibariyle başlamıştır.
Sovyetler ikinci dönemde yanımızdayken üçüncü de karşımızda oldular. Dış politikada Türkiye artık söz sahibi. Bazı reflekslerimiz Abdülhamit, bazıları İttihat ve Terakki, bazıları Atatürk, bazıları İnönü dönemini yansıtıyor. Hepsini bir kalıba sokmak yanıltıcı olur. Kim ne derse desin bölgeyle ilişkilerimizi derinleştiriyoruz. Duvarları aşıyoruz aşacağız, potansiyelimiz var. Çin ile Avrupa'yı kara yoluyla birleştirmeye çalışıyoruz. Avrupa kibirli yaklaşımı sürdürürse, onlara maliyeti olacaktır." Şimdi de dün bir gazetede yer alan bir cümlelik açıklamaya bakalım...
Balyoz'da, gerek Türkiye, gerek dünyadaki değişimi anlamak açısından dersler çıkarılacaktır...
Yukarıda alıntı yaptığım ilk iki paragraf, MİT Müşteşarı Emre Taner'in teşkilatın 80. Kuruluş Yıldönümü'nde yaptığı açıklamadandı...
İkinci örnek ise malum medyanın ısrarla hedefe koyduğu Dışileri Bakanı Davutoğlu'nun bir grup gazeteciye anlattığı, ama çoğunun bir şey anlamadığı sohbettendi...
Son örnek ise Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök'ün Balyoz'da verilen cezaları yorumlarken kullandığı bir cümleydi...
Yani MİT, HÜKÜMET ve ASKER farklı zaman dilimlerinde de olsa aynı şeyi söylemişti.
Sadece alt alta getirmek gerekiyordu... Hep söylediğimiz gibi yani!
Peki devlet neden DEĞİŞİM kararı almıştı!
Birkaç cevabı vardı. Ancak en yakıcı neden Ankara'daki STATÜKONUN gelişmeleri yorumlamakta geri kalmasıdır...
Ne demek istedim?
AÇALIM... İngiliz Gizli Servisi tarafından kurulan, daha sonra ABD'nin ele aldığı ANKARA'daki sistem sadece rejimi koruyup kollamaktan ibaretti.
Osmanlı'nın elini uzattığı yerlerle ilgilenmeyi kimse aklından bile geçiremezdi. Devletin bütün kurumları DIŞ DÜŞMANA değil kendi VATANDAŞINA dönüktü! Emre Taner'le birlikte MİT, Teşkilat-ı Mahsusa'nın defterlerinde kayıtlı olan ve İstanbul'a bağlılığı tartışılmayan aileleri buldu. Hindistan'dan Yemen'e kadar uyuyan bütün hücreler uyandırıldı. 80 yıldır İngiltere'nin, Fransa'nın ve ABD'nin yaptığını şimdi Türkiye yapmaktadır. Yani Daha önce Batılı başkentlerde belirlenen "Ortadoğu'yu yöneteceklerin listesi" artık İstanbul'da yapılmaktadır. Tunus'un Bakanlar Kurulu listesinin Erdoğan'ın Beşiktaş'taki ofisinde yapıldığını unutmayın!
Yani bütün değişimler devletin ortak aklıyla varılan uzlaşmadan ibarettir. Hilmi Paşa'yı da, Aytaç Yalman Paşa'yı da bu düzlemde değerlendirmeliyiz... Darbe yapmak isteyen silah arkadaşlarını durdururken çektikleri zorlukları hiç bilmiyoruz. Milli Türkiye'yi boğmak isteyen yerli ve yabancı patronlar ile ordunun bir kanadına direnmek hiç kolay olmadı! Ama sonuçta DEVLETİN BEKAASI galip geldi...
Silah arkadaşları da olsalar YOLLAR AYRILDI...
Belki acı çeken aileler oldu ama onlar için başka seçenek yoktu. Amaç "devlete zeval" gelmemesiydi!
Öyle de oldu...
Bilerek ya da bilmeyerek YABANCILARIN koyduğu sisteme bağlı kalmak isteyen herkes TASFİYE oldu ve OLACAK... Çünkü başka çıkış yok...
Türkiye yeniden kurulurken eskiye ait olan her kurum değişecek.
Zaten değişim çoktan başladı.
Ama birileri hala görmek ve inanmak istemiyor...
Biz "YENİ ANKARA" dedikçe onlar eskiye sarılıyor...
Göz bozukluğu böyle bir şey işte..
Yakını göremeyip uzağı görüyorlar.
Bu nedenle de yanılgıları hiç bitmiyor.
Gözlük kar etse vereceğiz ama bunlara AKIL lazım...
Ee bildiğim kadarıyla BEYİN NAKLİ henüz yapılmadı!