Peki işin aslı neydi? Türkiye ne istiyor, Avrupa ne diyordu?
Uzun hikaye ama yine de anlatmayı deneyelim...
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika, Avrupa'nın jandarması olmak için kolları sıvadı.
Normandiya Çıkarması'ndan sonra işler değişti.
Washington, bölgede olmak ve Avrupalı devletlerin attığı her adımı izlemek istiyordu. Savaşın izlerini silmek için çırpınan Avrupa da boş durmuyordu. 1950'lerin hemen başında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Almanya ve Fransa sanayinin iki önemli hammaddesini birlikte yönetmek için start verdi.
Bunlara İtalya ile birlikte Belçika, Hollanda ve Lüksemburg da katıldı. Birleşik Avrupa'ya giden yolda ilk hamle yapılmıştı. Avrupa kendi içinde kenetlenirken Amerika, Türkiye'ye yerleşmeye başlamıştı. Bu Ankara'yı içine almak isteyen Birliği ürkütmüştü!
Kömür ve çelik için bir araya gelen ülkelerin amacı Türkiye üzerinden PETROLE ulaşmaktı. Enerji kontrolü Türkiye'nin etrafında gerçekleşiyordu. Ankara bir yandan Kore'ye asker gönderiyor, bir yandan da NATO'ya üye oluyordu. Amerika ile ordunun yakınlaşması dikkatlerden kaçmıyordu. Bu tablo Avrupa'yı mutsuz ediyordu. Ankara ise hem onları hem Amerika'yı idare etmeye çalışıyordu. Ankara, adı konulmayan ALTIN bir dengede yürüyordu.
Amerika'ya karşı kurulan Avrupa Birliği ise Washington'la en sert mücadeleyi Türkiye'de veriyordu! İki taraf için de Ankara vazgeçilmezdi!
Avrupa giderek genişlerken Amerika'dan ara sıra "Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyoruz" sesleri yükseliyordu... Bu sesler, 1970'lerin başında BİRLİĞE üye olan İngiltere'nin Amerika'daki adamlarına aitti... Çünkü Londra tarihsel bir gerçek olarak Türkiye'de çok güçlüydü... Bu nedenle DARBELERİN arkasında Amerika ile kapışıyordu. İkisi de Türkiye'yi kaybetmek niyetinde değildi... 1960 darbesini kazanan taraf İngilizler'di. 1971'de maç berabere bitince Londra bu kez Avrupa Birliği üzerinden Türkiye'yi yanına çekmek için çalışmaya başladı. Ama işi hiç kolay değildi. Birliğin temelini atan iki ülke, yani Almanya ve Fransa, "Londra'nın, Ankara üzerinden enerji kavşağı olan Ortadoğu'ya zıplayacağını" biliyordu!
Bu nedenle kalabalık nüfusu ile BİRLİK içinde dengeleri altüst edecek olan Türkiye'ye geçit vermiyorlardı... Konu Türkiye olunca kendi aralarında bile bir denge vardı! Çok söylenmese de PKK'ya destek veren Avrupa "Kürtler'i dışarıda tutarak" Ankara'yı almak istiyordu! Bunun için de Türkiye'nin bölünmesi gerekliydi! Bu yüzden de terörün azması, bitmemesi isteniyordu... Kürtler adına dağa çıktığını söyleyen PKK da bu gerçeği görmezden geliyor, bunu söyleyenleri de bir bir ortadan kaldırıyordu...
Birlik, Türkiye konusuna çözüm ararken VATiKAN'ın ruhani lideri POLONYALI Papa II.
JEAN PAUL (yani Karol Josef Wojtyla) üzerinden başlattığı kampanya ile eski Doğu Bloku ülkelerini tek tek bünyesine katıyordu! Amerika'ya olan direnç genişliyor ve güçleniyordu. Zaten Papa ana dili olan Lehçe'nin yanı sıra İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rusça, Hırvatça, Latince ve Antik Yunanca biliyordu! Papa demek, Avrupa Birliği demekti!
Avrupa kendi içinde Türkiye'yi tartışırken, Amerikalılar akıllıca davranıp ismi Hüseyin olan, siyahi birini başkan seçtiler. Müslüman olup olmadığı bilerek tartıştırılan OBAMA göreve gelir gelmez "Amerika İslam'ın dostudur" diye konuşuyordu...
Washington'daki derin akıl Avrupa'yı sollayıp Ortadoğu'ya doğrudan mesaj veriyordu...
Belli ki Amerika, İslam coğrafyasında silahla olamayacağını anlamıştı. Bu nedenle Bush dönemi kapanmakla kalmıyor, bölgede kullandıkları DİL de değişiyordu...
Ama bütün bunlar yetmezdi.
Avrupa'nın da Amerika'nın da Türkiye'yi yanına alması şarttı. Ankara olmazsa iki güç de oyun kurup yönetemezdi. Gerçek buydu!
Bu gerçeği Ankara da biliyor ve sonuna kadar kullanıyordu. 150 yıldır masada kaybeden TÜRKLER artık talihlerini değiştiriyordu. Kaderlerini kendileri yazıyordu.
Yeni Ankara bunu bildiği için bazen "Şanghay Beşlisi" diyor ve GÖKTÜRK-2 keşif uydusunu ÇİN'den uzaya yolluyordu!
Yani hem Amerika'ya hem Avrupa'ya "Siz bilirsiniz!" mesajı gönderiyordu!
Yıllarca içeriyi karıştıran Avrupa ve Amerika şimdi kapıya gelip "Bizimle olun" teklifini sunuyordu...
Avrupa Birliği resmen bir şey demese de el altından her üye bunu söylüyordu. Bunlar basına yansımadığı için de Ankara'nın keyif sörfü yaptığını anlamıyorduk!
Ortadoğu'ya 'kim inecekse' Ankara'nın onayını almak zorundaydı.
Bunu gören Obama bir adım önde! Bu yüzden Avrupa kendini kaybetti! PKK'dan sonra uyuyan diğer terör hücrelerini de uyandırdılar!
Avrupa'nın başına çöreklenen İHTİYARLAR, yani Yahudi Baronlar, Ankara'yı kaybetmemek için her yolu deniyor! Ama sonuç alamıyorlar!
Bunu gören Erdoğan da tokat üstüne tokat atıyor! İşte içinde Avrupa olmayan, Avrupa yolculuğumuz böyle bir şey...
Bilmem anlatabildim mi!