CANLI YAYIN
Emre Şahin
EMRE ŞAHİN

Zirve Türkiye’nin

Eklenme Tarihi 28 Haziran 2026

Bir zamanlar Türkiye'nin NATO içindeki rolü, yalnızca coğrafi konumuyla açıklanırdı. Bugün ise tablo tamamen değişti. Artık Ankara, yalnızca doğu ile batı arasında köprü kuran bir ülke değil; krizlerin çözümünde sözü dinlenen, güvenlik mimarisini şekillendiren ve küresel dengeleri etkileyen bir güç merkezi haline geldi. 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, işte bu dönüşümün en güçlü göstergelerinden biri olacak.

Son yıllarda yaşanan gelişmelere bakıldığında bunun tesadüf olmadığı açıkça görülüyor. Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Karadeniz güvenliğine, enerji koridorlarından savunma sanayiine kadar hemen her kritik başlıkta Türkiye belirleyici aktörlerden biri oldu. Tahıl Koridoru Anlaşması bunun en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Daha dikkat çekici olan ise Türkiye'nin artık yalnızca kendi değerlendirmeleriyle değil, Batılı liderlerin açıklamalarıyla da yükselen güç olarak tanımlanmasıdır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemde Başkan Erdoğan ile ilgili yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin bölgesel etkisinin Washington tarafından da göz ardı edilmediğini gösteriyor. Trump'ın Türkiye'nin stratejik önemine yaptığı vurgu, iki ülke arasındaki zaman zaman yaşanan görüş ayrılıklarının ötesinde Ankara'nın vazgeçilmez konumunun kabul edildiğinin de kanıtı.

Benzer şekilde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Türkiye'ye ilişkin ifadeleri de dikkat çekici. Rutte, Türkiye'yi NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip, savunma sanayiinde büyük ilerleme kaydeden ve Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez bir müttefik olarak tanımlıyor. Özellikle Türk savunma sanayiinin son yıllarda ulaştığı seviye ve Türkiye'nin ittifak operasyonlarına katkısı, NATO'nun geleceğinde Ankara'nın ağırlığını daha da artırıyor. Aslında bu övgülerin temelinde sadece diplomasi yok.

Türkiye artık kendi savaş gemisini, insansız hava araçlarını, hava savunma sistemlerini, eğitim uçaklarını ve milli muharip uçağını geliştiren sayılı ülkeler arasında yer alıyor. Savunma sanayiinde dışa bağımlılığın önemli ölçüde azaltılması, Türkiye'yi yalnızca askeri açıdan değil, diplomatik açıdan da daha bağımsız hareket edebilen bir ülke konumuna taşıdı.

Enerji hatlarının kesişim noktasında bulunması, Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan geniş coğrafyada istikrar sağlayıcı rol üstlenmesi ve aynı anda hem Batı hem de bölge ülkeleriyle diyalog kurabilmesi, Ankara'yı benzersiz kılıyor.
Ankara'daki NATO Zirvesi bu nedenle sıradan bir organizasyon olmayacak. Bu zirve, Türkiye'nin yalnızca ev sahipliği yaptığı bir toplantı değil; yeni güvenlik düzeninin konuşulduğu masada ağırlığını hissettirdiği tarihi bir dönüm noktası olma potansiyeli taşıyor.

Geçmişte Türkiye'nin NATO'ya neden ihtiyaç duyduğu tartışılıyordu, günümüzde ise NATO'nun Türkiye'ye neden ihtiyaç duyduğu konuşuluyor.
Uluslararası siyasette güç, yalnızca ekonomik büyüklükle ya da askeri kapasiteyle ölçülmez. Güç; kriz anlarında vazgeçilmez olabilmek, herkesin konuştuğu masada sözü dinlenen ülke haline gelebilmektir. Türkiye artık sözü dinlenen bir ülke.

PARANTEZ

Ekonomi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir servet transferine şahitlik ediyoruz. Baby Boomer kuşağı ve kıdemli girişimciler, önümüzdeki 10 yıl içinde tam 50 trilyon dolarlık dev bir sermayeyi çocuklarına ve torunlarına miras bırakarak sahneden çekilecek.

TEKNOLOJİK EGEMENLİK

20. yüzyılın jeopolitik mücadeleleri toprak, petrol ve nükleer kapasite üzerinden şekillenirken; 21. yüzyılın küresel güç dengesi veri, algoritma ve yarı iletkenler üzerinde yükseliyor. Bugün küresel siyasetin koridorlarında en sık yankılanan kavramların başında "Teknolojik Egemenlik" (Technological Sovereignty) geliyor. Artık devletler için bağımsızlık, sadece sınırları korumakla değil; dijital altyapıyı, vatandaşların verilerini ve yapay zekâ modellerini korumakla ölçülüyor. Bu yeni savunma hattının en somut örnekleri ise Avrupa başkentlerinde ve Washington'ın en yakın ticari ortağı olan Kanada'da inşa ediliyor. Avrupa'nın dijital varoluş çabası da var: "AI Sovereignty"

Avrupa kıtası, on yıllardır süren teknolojik dönüşümün ardından sert bir gerçekle yüzleşti: Silikon Vadisi'ne mutlak bağımlılık. Arama motorlarından bulut depolama sistemlerine, sosyal medya platformlarından işletim sistemlerine kadar Avrupa'nın dijital ekosistemi, Amerikan teknoloji devlerinin (Big Tech) egemenliği altında. Bu bağımlılık, üretken yapay zekânın (Generative AI) yükselişiyle birlikte stratejik bir kırılganlığa dönüştü. Avrupa'yı endişelendiren temel unsur, geleceğin dünyasını şekillendirecek yapay zekâ modellerinin yalnızca ABD merkezli şirketlerin kültürel, hukuki ve siyasi değerleriyle eğitilmesidir.

Dil modellerinin (LLM) hangi bilgiyi nasıl sunacağını, hangi etik kurallara uyacağını Washington'daki bir yönetim kurulunun belirlemesi, Avrupa için bir "kültürel ve karar alma egemenliği" krizidir.
NATO'da yaşanan kırılma, teknoloji de kendini nasıl hissettirecek.