Dünya tarihinin en büyük kırılmalarından biri olan Covid-19 pandemisinin üzerinden yıllar geçti.
Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Ekonomiler çöktü. Devletler olağanüstü yetkiler kullandı. İnsanlar evlerine kapatıldı. Ancak bütün bu süreç boyunca bazı şüpheler havada kaldı.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, yayımladığı belgelerle şüpheleri bitirdi. Belgeler, Fauci'nin virüsün kökenine dair istihbarat değerlendirmelerine yön verdiğini ve laboratuvar sızıntısı teorisini destekleyen analistlerin baskı gördüğünü söylüyor. Gabbard, ABD hükümeti yıllar boyunca dünyanın farklı bölgelerindeki biyolojik araştırma laboratuvarlarına fon sağladı ve bu laboratuvarların bir kısmında yüksek riskli patojen araştırmaları yürütüldü. Gabbard, bu faaliyetlerin kamuoyundan gizlendiğini de belirtti. Bu, modern tarihin en büyük siyasi ve bilimsel hesaplaşmasının başlangıcıdır.
Pandemi boyunca "laboratuvar sızıntısı" ihtimalini dile getirenler komplo teorisyeni ilan edildi. Sosyal medya hesapları kapatıldı.
Akademisyenler susturuldu. Gazeteciler hedef gösterildi. Oysa bugün aynı sorular artık dünyanın en üst düzey istihbarat makamlarından biri tarafından yeniden soruluyor. Eğer insanlık gerçekten laboratuvar kaynaklı bir felaket yaşadıysa, bu bilimsel bir hata değil; siyasi bir başarısızlık, kurumsal bir gizleme operasyonu ve küresel bir güven krizidir. Pandemi sırasında hükümetler vatandaşlarına "bilime güvenin" dedi. İnsanlar güvendi. Fakat bugün ortaya çıkan her yeni belge, insanların aklında aynı soruyu büyütüyor:
Bilime mi güvenildi, yoksa çıkar gruplarının çizdiği sınırlı anlatıya mı? Tulsi Gabbard'ın açıkladığı belgeler şimdiden büyük tartışma yarattı. Yıllardır dile getirilen şüpheler doğrulandı. Pandemi planlı yapıldı. Ancak tartışmanın ötesinde değişmeyen bir gerçek var: Covid-19 sadece bir virüs değildi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda milyonlarca insanın hayatını değiştiren o büyük felaket hakkında öğrendiklerimiz bizi daha da endişelendiriyor.
Gerçek ne kadar rahatsız edici olursa olsun, er ya da geç ortaya çıkma alışkanlığını bir kez daha gösteriyor.
Belki de pandemiyle ilgili en büyük ders budur. Virüsler laboratuvarlardan kaçabilir. Ama gerçekler, duvarların arkasında kalamaz.
Parantez:
SpaceX'in tarihi halka arzı Elon Musk'ın servetini 1 trilyon doların üzerine taşırken, şirketin önemli hissedarları da milyarderler kulübüne katıldı. Piyasa değeri 2,43 trilyon dolara yükselen uzay şirketinde Antonio Gracias, Luke Nosek, ve Gwynne Shotwell paylarının değeri 1 milyar doları geçti.
ÇAKMA FORMA DİPLOMASİSİ
G7 Zirvesi'nde Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in ABD Başkanı Donald Trump'a verdiği hediye, normal şartlarda birkaç dakikalık bir protokol detayı olarak kalacaktı. Ancak hediye edilen 47 numaralı Almanya Milli Takım formasının resmi tasarımla uyuşmadığının ortaya çıkması, olayı bir anda Almanya'da siyasi tartışmanın merkezine taşıdı. Elbette diplomaside hediyeler sadece eşya değildir. Devletlerin ciddiyetini, hazırlığını ve karşı tarafa verdiği değeri temsil eder. Hele ki ABD Başkanı'na sunulan bir milli takım forması, Almanya'nın marka değerini ve ulusal kimliğini taşıyan sembolik bir nesnedir. Böyle bir hediyenin orijinal olmaması tarihi bir skandaldır. Ya da Şansölye Merz'e yapılan bir operasyondur.
AB EKONOMİSİ YANIYOR
İklim krizinin çevresel bir sorun olmadığı, Avrupa ekonomilerinin geleceğini doğrudan tehdit eden dev bir tehlike olduğu ortaya çıktı. Aşırı sıcaklar nedeniyle Fransa, önümüzdeki beş yılda 240 milyar dolarlık potansiyel kayıpla listenin zirvesinde yer alırken, İtalya 147 milyar dolarlık riskle ikinci sırada.
Avrupa'nın sanayi devi Almanya'nın 131 milyar dolar, İspanya'nın ise 120 milyar dolar kayıp riskiyle karşı karşıya olması, kıtanın en güçlü ekonomilerinin bile aşırı sıcaklar karşısında ne kadar kırılgan hale geldiğini ortaya koyuyor. Avrupa'nın karşı karşıya olduğu bu tablo, iklim değişikliğiyle mücadeleye ayrılan kaynakların bir maliyet değil, geleceğe yönelik zorunlu bir yatırım olduğunu gözler önüne seriyor. Çünkü uzmanlara göre, bugün alınmayan önlemlerin bedeli yarının ekonomilerine çok daha ağır bir şekilde yansıyacak. AB ülkeleri zaten sıkıntıda olan ekonomilerinin bu sınavdan geçemeyeceğini biliyor.