"İstanbul'da doğmadım, ama İstanbullu oldum. İstanbul'da yaşayıp da bir türlü İstanbullu olamayanlara, bir türlü İstanbul'u yaşayamayanlara hep acıdım, onları hiç anlayamadım…"
Hakiki bir İstanbul aşığı olduğuna kimsenin itiraz edemeyeceği Rahmetli Haluk Dursun'un, İstanbul'da Yaşama Sanatı (Kapı Yayınları) isimli kitabının önsözündeki bu cümleler, bazılarının çok isteseler bile İstanbullu olamadıklarını düşündürüyor.
Rahmetli Haluk Dursun, daha geniş bir açıdan bakmıştır muhtemelen. Ancak, Türkiye'nin özeti olan 16 milyonluk devasa şehirde yaşayanların önemli bir kısmının olup bitenlere adeta yabancı kaldıkları da bir vakıa.
Şehri idare etmek üzere seçilen başkanların, partilerini ve siyasi görüşlerini bir kenara bırakmaları gerektiği, konunun teorik temeli. Başkan seçilen hizmete odaklanırken herkesin kendisine destek olması gerektiğini söylemek bile gereksiz.
Özellikle de yerel yönetimlerde başarı açısından temel kriter, seçilenlerin hizmet süresi boyunca yaptıkları ve yapmadıklarıdır. CHP yönetimindeki bazı şehirlerde, 'kanalizasyon karışmış su içer yine de CHP'ye veririm' bakışına sahip at gözlüklü seçmenlerin çoğunlukta olduğu malum. Birilerinin algı oluşturmaktaki mahareti sebebiyle herhalde, benzer bir eğilimin İstanbul'da da görülmeye başlaması, düşündürücü.
Her türlü tarafgirlik ve siyasi mülahaza bir tarafa, İstanbulluların cevap bulması gereken temel soru 6 sene Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Ekrem İmamoğlu döneminde İstanbul'un kazandıkları ve kaybettikleridir.
Geçtiğimiz hafta başlayıp Nisan sonuna kadar devam etmesi beklenen İmamoğlu Suç Örgütü davasının Silivri'deki ilk duruşmalarında, İBB eski başkanı ve yandaşlarının mevzuatta ve teamülde yeri olmayan girişimleri sebebiyle dünkü duruşmada da esasa gelinemedi.
Esas konuya bu hafta, sonraki ve hatta bir sonraki hafta gelinebileceği de şüpheli. Ağırlıklı olarak devletin ilgili kurumlarının detaylı tespitlerinden oluşan 3 bin 800 sahifelik iddianamedeki 196 suçlamaya verebilecek cevabı olmayan İmamoğlu, mahkemeyi mümkün olduğu kadar uzatmaya kararlı gözüküyor.
İBB eski başkanı, gözaltında iken sorulanları 'bilmiyorum, hatırlamıyorum, muhatap almıyorum…' şeklinde cevaplamıştı. Duruşmalarda benzer şekilde işi geçiştirmenin mümkün olmadığını bildiği için, süreci uzatmak için yeni yollar deniyor belli ki. Bulundukları yeri İmamoğlu'na borçlu olan kullanışlı aparatlar da duruşmaları sabote açısından emredileni yapmaya hazır.
Duruşmaları mümkün olduğu kadar uzatmak ve yargılama yapılamadığı havası oluşturmak isteyenlere mani olup, yağmacılardan bir an evvel hesap sormak, yargının problemi.
Başkanlık yaptığı 6 yılda dişe dokunur tek bir hizmet bile yapmayan İmamoğlu tarafından nasıl kandırıldıklarına kafa yormak da İstanbulluların görevi…
İstanbullu olmak kolay değil…