NATO ABD’ye karşı!..

"Türkiye'ye yönelik güney sınırından gelen tehditlere karşı önlemleri arttıracağız. Güneyden kaynaklanan artan güvenlik sorunlarına karşılık vermeyi amaçlayan Türkiye'ye yönelik güven verici önlemler, İttifak'ın güvenliğine bir bütün olarak katkıda bulunacak ve tam olarak uygulanacaktır."

Yukarıdaki satırlar, Brüksel'deki NATO Zirvesi'nin sonuç bildirgesinden…

İttifak, güney sınırımızdan yani Suriye'nin kuzeyinden ülkemize yönelik tehditlere karşı önlemleri artıracağına göre, PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG'ye yönelik mücadelemizde bize destek olacak demektir...

Bu beyan, PYD/YPG'nin PKK ile alakası olmadığı hikayesine alıcı olmadığımızı gören ABD'nin verdiği yeni isimle Suriye Demokrat Güçleri'ne (SDG) yönelik mücadelemize destek olmayı da kapsıyor, ister istemez.

İttifakın patronu olduğunu her vesileyle gösteren ABD'nin emrindeki terör örgütünden gelen tehditlere karşı NATO'nun Türkiye'ye destek olacağını açıklaması, kafa karıştırıcı bir durum aslında.

Kafalar nasıl karışmasın ki... Bir yanda sonradan SDG adını verdiği PYD/YPG'ye 5 bin TIR ve 2 bin nakliye uçağı dolusu silah göndererek Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturmaya çalışan ABD, diğer yanda ise bu yapıdan kaynaklanan tehditlere karşı Türkiye'ye destek olacağını söyleyen NATO...

Hani, NATO ABD'ye karşı dense yeri...

Güney sınırımızdan gelen tehditlere karşı 2012 sonrası gönderilen ve her nedense geri çekilen PATRİOT sistemini satın almak isteyince 'hayır' cevabı almıştık, malum.

Füze savunma sistemini önce Çin ve sonrasında Rusya'dan almayı düşündüğümüzde ise, şiddetli eleştirilere maruz kalmıştık. Rusya'dan aldığımız ve kısa bir süre sonra ilk bataryaları teslim edilecek S-400'ler, birileri açısından problemli bir konuydu.

Değişen ne!..

Füze savunma sistemi satmayıp, başka yerden almaya kalktığımızda almayın diyenler, anlaşılmaz tavırlarına son vermiş gibiler. S-400'lerin gündeme getirilmediği son NATO zirvesinde, güney sınırımızdan yönelen tehditlere karşı tedbirleri artırma kararı çıkıyor üstelik.

Aslında tam da 'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' denilebilecek bir durum bu...

Ne değişti de böyle oldu diye uzun uzun düşünmeye gerek yok... Bütün mesele, ülkemizi teslim almaya yönelik operasyonların tamamının üstesinden başarılı bir şekilde gelmiş olmamız...

Bükemedikleri bileği öpmeye başladılar yani...

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile tehditlere pabuç bırakmayacağını açıkça gösteren Türkiye'nin NATO'ya olan ihtiyacından daha fazla onların bize ihtiyacı var. İttifakın 2. büyük gücüyüz, şaka değil.

Bu gelişmelerde 15 Temmuz'un büyük rolü var. TSK içindeki hainlerin komutasındaki sınır birliklerimizin, 15 Temmuz'a kadar sınır ötesinden saldırılar konusunda yaptık dediklerini yapmadıkları ortaya çıkmıştı, malum.

'Ülkemize yönelik saldırılara misliyle mukabele edilmiştir' açıklamalarının gerçeği yansıtmaması bir yana, terörle mücadele konusunda da kandırıldığımızı, 15 Temmuz'dan sonra öğrenmiştik.

15 Temmuz'dan sonra yurt içindeki terör nerdeyse yok edilirken, sınır tehditleri de asgariye indirildi.

Yaşadığımız bir dizi gelişme ve son olarak 15 Temmuz, ülkemizi teslim alma girişimleriydi... Dik duruşumuzun sembolü olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı devre dışı bırakma niyeti de doğrudan bununla alakalıydı…

Tesirsiz hale getirmek istedikleri Recep Tayyip Erdoğan, bu ülkenin Başkanı artık…

NATO Zirvesi'nin sonuç bildirgesindeki Türkiye ile ilgili bölümleri, bu gerçekler ışığında yeniden okuyun isterseniz...

  • ve ya