TOBB Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sonrası Kılıçdaroğlu'na: 'Doktorunuz bu durumunuza ne diyor?' diye sorulmuş mudur ya da sorulacak mıdır, bilmiyoruz. Ama birisinin bunu mutlaka yapması ve sorarken de 'psikiyatristiniz ya da psikologunuz' ibaresini de eklemesi gerek.
Nasıl ki, bir uçak yolculuğunda, 'bomba', 'patlama', 'kaçırma' gibi kelimeler şaka için bile kullanılamaz, kullananın başına da işler gelirse; bir siyasi parti yetkilisi, hele hele de lideri 'kan dökülmesinden' bahsedemez, bahsetmemelidir...
Bu o kadar kesin bir şeydir ki, 'Kılıçdaroğlu müstesna' denmesi bile mümkün değil.
Başkanlık Sistemi ile ilgili gelişmelerin hızlandığını anladığından olacak, yapabilecek başka şey bulamadığı için 'Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz' diyor, Kılıçdaroğlu. Oysa neye karşı olduğunu, niçin karşı olduğunu açıkça beyan etmesi yanında, bir siyasi partinin genel başkanı olarak bu yöndeki gelişmelere, demokratik yollardan nasıl mani olmayı düşündüğünü beyan etmesi beklenirdi. Normal olan budur çünkü.
Bu sözün öncesinde, konuyu anlamadığı ve bu gidişle anlayamayacağını beyan eder şekilde:
"Bir kişi konuşacak, Türkiye susacak. Bir kişi konuşacak, hakim ona göre karar verecek.
Bir kişi konuşacak, ona göre milletvekili listeleri hazırlanacak.
Bir kişi konuşacak, istediği adam hapse girecek..." girizgahı yapmış CHP Genel Başkanı.
Kimse böyle bir şey istemediğine göre, bu cümlelerin ardından gelen "Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz" sözünün normal karşılayacağını hesaplamıştır belki. Ancak ne olursa olsun, aklı başında olan herkes bu cümlenin kesinlikle kullanılmaması gerektiğini bilir.
Ah şu doku uyuşmazlığı...
Yasama, Yürütme ve Yargı arasında Kuvvetler Ayrılığı'nın tam manasıyla gerçekleştiği, kontrol ve denge mekanizmalarının mükemmel bir şekilde sağlandığı bir sistem arayışın söz konusu şu anda... Partisinin de bu çabalara gerçekten emek ürünü bazı katkılar sağlaması durumunda, bunların dikkate alınacağını da bal gibi biliyor Kılıçdaroğlu.
Aslında bir rejim değişikliği peşinde olunmadığının ve esas olarak vesayet anlayışının kaldırılması ve Türkiye'nin kısa sürede ileriye doğru sıçramalar yapabilmesi için çalışıldığının da farkında Kılıçdaroğlu.
Belki de asıl derdi bu, kim bilir...
Ancak milletle aralarındaki doku farklılığının gittikçe derinleştiğini ve halkın başkanını doğrudan seçmesi durumunda, kendisinin ve çevresindekilerin herhangi bir şansı olmadığını da, çok iyi biliyor Kılıçdaroğlu. Bu sebeple de, yapması gerekeni yapıp, itiraz ettikleri şeyin ne olduğu, buna neden itiraz ettikleri, kendilerinin bu konudaki tekliflerinin ne olduğu gibisinden bazı çalışmalar yapıp insanlara bunu anlatmak yerine, klasik 'istemezük' tavrının gereğini yerine getiriyor, her zaman olduğu gibi.
İşin içine hiç alakasız bir şekilde 'kan' karıştırması da, söylediği şeylerin bir bütün olarak kıymeti harbiyesi olmayışından muhtemelen.
Kılıçaroğlu'nun işi zordu. Ama CHP içerisinde, son sözlerini içine sindirebilecek insanların sayısının çok olmadığı düşünülürse, bundan sonra daha da zorlaşacak belli ki... Adı geçenin doktoru ile görüşmesinde fayda var yani. Hem de acilen...