Yeni yeni ortaya çıkan bazı bilgiler, söz konusu kişinin daha evvel de bu türden marifetleri olduğuna ve o zaman gerekenin maalesef yapılamadığına işaret ediyor.
Karaman'daki olayla ilgili kişi, büyük ihtimalle bir daha gün yüzü görme şansına sahip olmayacak anlaşıldığı kadarıyla.
Olayla ilgilendirilmeye çalışılan Ensar Vakfı'nın açıklamaları ortada.
İlin yetkili kişilerinin, bakanlığın ve Başbakan'ın konuyla ilgili açıklamaları da.
Yani olayla ilgili olarak herkesin tavrı açık. Kişiyi ya da olayla alakası olanları koruma derdinde olan kimse yok ortalıkta.
Ancak konu bir şekilde dindar insanlar ve onlar tarafından oluşturulan bir kurumla alakalandırılıp, bu kesimle problemleri olanlar tarafından köpürtüldükçe köpürtülüyor.
Mesele o hale geldi ki, olup bitenin aslında tam olarak ne olduğu kimsenin umurunda değil artık. İşin gerçeği ile hiç alakası olmayan algılar devrede ve tartışmalar da algılar üzerinden yürütülüyor artık.
Olaydan siyasi bir menfaat çıkarma sevdasına kapılan Kılıçdaroğlu, konuyu başka bir noktaya taşıdı.
Karaman'da yaşanandan kendisine ekmek çıkacağı zannıyla üst perdeden mesajlar vermeye çalışırken de, fena çuvalladı.
Her zaman olduğu gibi, konuşmanın şehvetiyle gaza geldi ve gaza geldikçe de kendisi olup, içindekileri kustu Kılıçdaroğlu, bütün çirkinliği ile...
Konuştukça batıyor...
'Konuştukça batmak' buna denir herhalde. Kılıçdaroğlu, konuştukça batıyor.
Kestirmeden 'özür dilerim, ağzımdan kaçtı' ya da 'maksadımı aştım' diyebilir ve ilk zevzekliği olmadığı için, meselenin bu kadar dal budak sarmasını önleyebilirdi oysa.
Bunu yapmak yerine, partisinin çelik çekirdeğini memnun etmek için güya dik duruyor(!) ve söylediklerini savunuyor.
Kılıçdaroğlu'nun kendisini savunma sadedinde ettiği sözler de tam evlere şenlik.
O cümlenin anlamı için sözlüğe bakmayı sonradan akıl ediyor mesela.
Hanım bir bakana yönelik hakaretinin arkasında durduğunu gösterirken, yeni hakaretler eklemeyi de ihmal etmiyor.
Kamuoyuna yönelik olarak da, 'o söz, aslında o manaya gelmiyormuş' şeklinde hikayeler anlatıyor, kimsenin inanmayacağını bile bile.Kılıçdaroğlu'nun yaptığı saçma sapan açıklamalar, genel başkanlarını ve liderlerini hoş tutma telaşındaki partilileri ve medya cenahından destek olanları da batırdıkça batırıyor.
Objektifliği rafa kaldırıp, varlıkları ve geleceklerinin iki dudağının arasında olduğuna inandıkları kişiyi koruma telaşındalar.
Herkesin aslında ne manaya geldiğini açık açık bildiği çirkinin çirkini bir cümleyi, bin dereden su getirerek savunmaya çalışmak, zor mesele.
Nasıl ki Kılıçdaroğlu, söylediklerini savunmak için söylediği bahanelerin hiç birisine inanmıyorsa, tarafgirlik peşinde olanlar da inanmıyorlar.
Ama Kılıçdaroğlu'nu savunuyorlar mecburen, ne yaptığının buz gibi farkında olarak hem de...
Fırsattan istifade de, bir kesime yönelik olarak kinlerini kusuyorlar.
İzafe ettikleri türden işlerin kendi kesimlerinde mebzul miktarda olduğunu ve bunların üstünü hemen kapattıklarını bildikleri halde... Çağdaş, modern ve ilerici olmak(!) bunun gerektiriyor herhalde...