Turkuvaz Medya'yı hedef alan sahte bayrak operasyonu! Tamar Tanrıyar kimin maşası?

Turkuvaz Medya'ya saldıran Tamar Tanrıyar'ın FETÖ yalanıyla kurduğu sahte bayrak operasyonunun perde arkası ortaya çıktı. Tanrıyar'ın basın kanununda yer alan dağıtım zorunluluğunu bir ortaklık gibi yansıttığı belirlenirken konuyu köşesine taşıyan Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan, Albayrak ailesi üzerinden Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef aldığını ifade etti.

Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Turkuvaz Medya'yı hedef alan sahte bayrak operasyonu! Tamar Tanrıyar kimin maşası?

Tamar Tanrıyar'ın FETÖ yalanıyla kurduğu sahte bayrak operasyonu deşifre oldu.

Tanrıyar'ın Turkuvaz Dağıtım'ın CHP yandaşı Sözcü gazetesini dağıtmasını gizli ortaklık olarak sundu. Ancak Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan, Basın Kanunu'nun 23. maddesi gereği tüm gazetelerin Turkuvaz tarafından dağıtılması yasal zorunluluk olduğunu bildirdi.

ŞİMDİ ESAS MESELE KAPTANI BULMAKTA

Kaplan, Tanrıyar'ın Albayrak ailesi üzerinden Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef aldığını belirtirken, "Türkiye'de siyasi manipülasyonun en kadim yöntemi, hedef kitlenin kendi duygularını silah olarak ona karşı kullanmaktır. Tanrıyar vakası bu yöntemin en yeni, en dijital ve en yüzsüz örneğidir. Dönmüş, ifade verip adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış. Yani gemi limana çekilmiş, demir attırılmış. Şimdi esas mesele kaptanı bulmakta." ifadelerini kullandı.

Tamar Tanrıyar (Haberin fotoğrafları Takvim Foto Arşiv'e aittir)Tamar Tanrıyar (Haberin fotoğrafları Takvim Foto Arşiv'e aittir)

İşte Kaplan'ın 30 Haziran tarihli yazısı:

'Bana gelen istihbaratın haddi hesabı yok. Cumhurbaşkanına kurulan tezgâhı tek başıma altüst edeceğim. Ben hepinize yeterim.'

Gündeme oturan Tamar Tanrıyar, son videosunda böyle diyordu. Cumhurbaşkanı'nın farkına varmaktan aciz olduğu bir komployu, o tek başına deşifre edecek bir kahramandı. O herkese yeterdi; çünkü Cumhurbaşkanı yalnızdı, bir tek o vardı. Bu kahramanlık hikâyesinin ardındaki esas soru ise kendisine yağan "istihbaratların" kaynağıydı.

Türkiye'de siyasi manipülasyonun tarihine bakıldığında, en etkili operasyonların hiçbir zaman doğrudan cepheden yürütülmediği görülür. Güçlü siyasi aktörleri hedef alan operasyonlar, onların etrafındaki insanları, kurumları ve güven ağlarını önce kirletir; sonra izole eder; ardından yıkar. Tamar Tanrıyar vakası, bu mantığın dijital çağdaki versiyonunu gözler önüne sermektedir. Ve bu vakayı anlamak, hem Türkiye'nin siyasi iklimini hem de yeni nesil enformasyon savaşının anatomisini kavramak açısından son derece öğreticidir.

Tanrıyar, geçen seneye kadar adını neredeyse kimsenin bilmediği biriydi. Medya patronu Can Tanrıyar'ın eşi sıfatıyla magazin dünyasının çeperinde yer alan; eşi firari Muhammet Yakut'un videolarını yayımlamaktan ötürü yargılanmış; ünlülerin özel hayatına dair doğru-yanlış içerikler üreten biriydi. Siyasi ağırlığı olmayan, kurumsal bir geçmişi bulunmayan, magazin dünyasına aşinalığı olan bir profil.

İmamoğlu'nun tutuklanmasının yarattığı siyasi çalkantı ortamında Tanrıyar birden sahneye çıktı. Hedef aldığı isimler rastgele seçilmemişti: CHP yöneticileri ve belediye başkanları, iktidara yakın iş insanlarının CHP ile ticari temasları merkezli içerik stratejisi son derece hesaplıydı: Doğrulanabilir ya da en azından tartışmalı bilgilerin etrafına yerleştirilen ağır suçlamalar, bel altı bir üslupla vuruşlar, yeri geldi mi belgeleme yerine his ve söylenti, "Biliyorum ama şimdi söyleyemem" retoriğiyle beslenen şantajla karışık merak atmosferi.

Turkuvaz MedyaTurkuvaz Medya

Peki bu içerik kime hitap etti? Cevap kritik: AK Parti tabanına. Zaten devletin elinde olan istihbaratlar Tanrıyar'a ince zaman ayarıyla ulaştırıldı. O da magazinci geçmişinden de ötürü bel altı vurmayı da ihmal etmeden kamuoyu oluşturdu. Hem bu kitleyi ikna etti hem de onların zaten olan şüphelerini doğruladı. Sanki o olmasa devlet bu operasyonları yapamayacaktı gibi bir imaj çalışması da başarıya ulaşmış oldu. Ve bir kez bu güveni kazandıktan sonra, asıl işe başladı.

Asıl iş neydi?
Burada Türkiye'nin medya yapısına dair temel bir gerçeği hatırlatmak gerekiyor. Sözcü gazetesi, Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtılmaktadır. Tanrıyar bunu "şüpheli bir ticari işbirliği" olarak sundu; sanki Turkuvaz ile Sözcü arasında gizli bir ortaklık varmış, sanki bu ilişki bir planın parçasıymış gibi. Bu suçlama, teknik olarak tamamen boştur.

Başkan Recep Tayyip ErdoğanBaşkan Recep Tayyip Erdoğan

Basın Kanunu'nun 23. maddesi, dağıtımcı şirketlere dağıtım hizmeti talep eden süreli yayınları yasal ücret karşılığı dağıtma yükümlülüğü getirmektedir. Bu çerçevede Sözcü dâhil Türkiye'deki tüm gazeteler -siyasi yelpazedeki konumları ne olursa olsun- Turkuvaz aracılığıyla dağıtılmak zorundadır. Devlet, o yayını yasaklamadıkça Turkuvaz dağıtmak zorundadır. Bunun tek istisnası, dinimize hakaret eden Leman dergisinin malum sayısı olmuştur ki devlet de zaten hemen ertesinde dergiyi kapatmıştır. Velhasıl bu bir tercih değil, yasal zorunluluktur. Dağıtmayı reddeden şirketin lisansı iptal edilir.

Şunu yazmak zorunda olmak benim ve Turkuvaz emekçileri için aslında o kadar büyük zül ki... Tamar Hanım daha ortalarda yokken Sabah'ta Burak Akbay, Sözcü ve karanlık ilişkileri hakkında onlarca haber yayınladık, köşe yazdık, ekranlarda anlattık. Tanrıyar'ın bu gerçeği bilmemesi mümkün değildir. Ya da daha doğrusu, bu iddiayı ona "tutuşturanın" bilmemesi mümkün değildir. Türk basın sektörünü asgari düzeyde bilen herkesin farkında olduğu bir yasal çerçeveyi, iktidar tabanına "gizli ittifak" olarak sunmak, hedef kitlenin bu yasal çerçeveden habersiz olduğunu varsaymaktadır. Bu, bir yanılgının değil, kasıtlı bir kurgunun tarifidir.



Ve esas soru: Bu kurgunun amacı nedir? Literatürde bu taktiğe "false flag influencer" denir. Bir tarafın bayrağını taşıyormuş gibi kısa sürede temsil elde eden ama aslında başka tarafa hizmet eden bir araç. Turkuvaz, Serhat Albayrak yönetimindeki bir medya grubudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın vizyonunu paylaşan ve temsil eden bir yapıdır. Bu yapıyı muhalif bir gazeteyle "kripto bir ortaklık" içinde göstermek, Erdoğan'ın kendi çevresine duyduğu güveni sarsmayı, o çevreyi AK Parti tabanının gözünde şüpheli kılmayı hedeflemektedir. Tanrıyar bir süre boyunca AK Parti tabanının güvenini kazanarak CHP'ye karşı "kahraman" rolünü oynadı; ardından bu güveni, Erdoğan'ın en yakın halkasına yöneltti. Erdoğan, en yakınının ihanetinin farkında olmayan bir aciz gibi resmedildi.

Sonuçta Tanrıyar, kendi başına bir aktör değildir. Kurumsal ağı, entelektüel birikimi ya da siyasi geçmişi itibarıyla bu operasyonu tasarlayacak bir profil de değildir. Bir araçtır ama bilerek seçilmiş, dikkatle yerleştirilmiş ve zamanı gelince soğukkanlılıkla terk edilmiş bir araç. AK Parti tabanının bu vakadan çıkarması gereken ders şudur: Erdoğan'a ve çevresine duyulan öfkeyi besleyen her ses, bu öfkenin kaynağını sorgulamadan tüketilmemelidir. Çünkü Türkiye'de siyasi manipülasyonun en kadim yöntemi, hedef kitlenin kendi duygularını silah olarak ona karşı kullanmaktır. Tanrıyar vakası bu yöntemin en yeni, en dijital ve en yüzsüz örneğidir.

Dönmüş, ifade verip adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış. Yani gemi limana çekilmiş, demir attırılmış. Şimdi esas mesele kaptanı bulmakta.

Turkuvaz Medya binasıTurkuvaz Medya binası

Takvim gazetesi yazarı Erkan Tan, Turkuvaz Medya'nın hain terör örgütü FETÖ'ye karşı verdiği mücadeleyi köşesine taşıdı.

TURKUVAZ MEDYA MİLLİ İRADEDEN YANA TAVIR ALMIŞTIR

Erkan Tan yazısında şu ifadeleri kullandı:

"Turkuvaz Medya; Gezi kalkışması, 17/25 Aralık, MİT kumpası, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve daha nice saldırılarda tavizsiz bir şekilde milli iradeden yana tavır almıştır.
Kumpasçılarla, FETÖ mensuplarıyla, hainlerle, kelle koltukta savaşmıştır. Bu fakir kardeşiniz de adlarını burada tek tek saymama imkan olmayan birçok arkadaşımla beraber bu savaşta en önde yer alan birisidir. Turkuvaz Medya olmasa Türkiye'yi yalanlarla allak bullak ederlerdi.
Turkuvaz Medya'nın her sahadaki yerli ve milli tavrı sayesinde emperyalist yamyamların, küreselci şeytanların yalanları, iftiraları ve kurdukları tuzaklar tek tek püskürtülmektedir. Bir kez daha tarihe not düşmek istiyorum..."

BİR TUZAK BOZUCU

Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna da, Turkuvaz Medya'yı hedef alanların her seferinde kendini deşifre ettiğini yazdı.

İşte Tuna'nın yazısı:

Büyük şairimiz İsmet Özel, çok eski bir yazısında "Eğri oturup doğru konuşalım" deyimini teşrih masasına yatırmış, duruşu bozuk olanın sözünün doğruluğundan söz edilemeyeceğini belirtmişti.
Gerçekten de duruş sahibi olmayanın sözünden hayır gelmez. "Kimin dediğine, nerede dediğine değil, ne dediğine bakın" yaklaşımı da aynı şekilde sorunludur.
Bu, "Eğri oturanın sarf ettiği sözler içinde doğru olmaz" demek değildir; olur, hem de âlâsı olur.
Lakin o sözün maksadını bilmezseniz zokayı yutarsınız. Yanlış, doğrular içinde zerk edilir de ruhunuz duymaz.
Diyeceksiniz ki, "Maksadı nasıl anlayacağız, niyet okuyamayız ki?" Haklısınız, sinsi algı operatörlerinin veya sureti haktan görünen münafık karakterlerin anlaşılmaları zordur.
Fakat iki şeye dikkat ederseniz, bu zorluk şaşırtıcı çapta kolaylaşır.

Tamar Tanrıyar Tamar Tanrıyar

Birincisi; konuşanın, yazarın veya çizerin hikâyesine, yani yapıp ettiklerine bakın.

Öyle "uyuyan hücre" gibi yıllarca bir kenarda durup zamanını bekleyenlerin, CIA ajanlarına vaktiyle editörlük yapanların, avukatlık maskesi altında kendine meşru alan açmaya çalışanların veya dedikoducu magazin figürlerinin hikâyelerini bilmiyorsanız, ne söylerse söylesinler ihtiyatla yaklaşmak lazım gelir.
Söylenen işinize geliyor veya hoşunuza gidiyor diye kaptırıp gitmeyin.
Lafın burasında Mahir Kaynak'ın şu sözünü hatırlamanın tam vaktidir: "Bir gün bahçenizde yılanın başının ezildiğini görürseniz teşekkür etmekle yetinmeyin; bugün yılanın başını ezen, yarın sizin başınızı ezer, dikkat edin..." İkincisi mi?
Kendilerini ele vermelerini bekleyeceksiniz.
Merak etmeyin, çok beklemezsiniz. Zira doğruyu, hakikati veya ahlakı bir araç olarak kullananlar zamanla öyle güç zehirlenmesine düçar olurlar ki, kendi kendilerini ifşa ederler.

Turkuvaz Medya'yı hedef alan sahte bayrak operasyonu! Tamar Tanrıyar kimin maşası?-8

İfşa süreci şöyle işler: Hedefine koyduğu kişi veya kurumun duruşu, yani hikâyesi ve mahiyeti, saldırganın gerçek niyetini ifşa eder. Buna, doğruları araçsallaştıranların bir "turnusol" üzerinden çöküşü diyebiliriz.
Başka bir ifadeyle; kötülük, saf iyiliğe veya hakikate saldırdığında foyası ortaya çıkar.
Saldırganın kendi hırsıyla maskesini düşürdüğü o "turnusol anı", aslında hedefine koyduğu kişinin veya kurumun sahici duruşunun bir sonucudur.
Şimdiye dek hep şuna şahit olduk:
AK Parti'yi içeriden kemirenlerin, sureti haktan görünerek sosyolojiyi zehirleyenlerin, siyasi hesaplar peşinde çeteleşenlerin, nihayetinde tabela partileri kuranların ve FETÖ'nün ve bilumum bozguncuların ortak bir özelliği var:
Turkuvaz Medya ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Serhat Albayrak'a çemkirmek.
Tuzaklarını nasıl bozuyorlarsa artık, kendi kendilerini deşifre etmek pahasına ortaya atılıyorlar.

TAKVİM UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Takvim Kaynak Tercihleri
Samet Baş
Samet Baş Takvim.com.tr Güncel

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler