Türkiye'nin talebi üzerine, son bir yılla ilgili değil, başlangıçtan bugüne geniş bir değerlendirmenin yer aldığı raporda, hukukun üstünlüğü ve yargı sistemi ile ifade, toplanma ve basın özgürlükleri üzerinde yoğunlaşan eleştiriler var.
Ülkemize bakışları, meşhur 'bon pour l'orient' yani 'Doğu için yeterlidir' prensibine dayalı olduğu için, genel geçer değerlendirmeler yerine 'Türkiye'ye özel' yorumlara ağırlık verilmiş. Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde gerektiğinde yayın yasakları uygulanıyorken, Suruç ve Ankara saldırıları sırasında alınan yayın yasakları canlarını sıkmış mesela. Aynı şekilde ifade ve toplanma özgürlüğünde eksiklikler olduğuna dair vurgunun, 'toplanma ve ifade özgürlüğü' için mi yapıldığı, tartışmalı. Çünkü rapordaki tavır, Avrupa destekli Gezi ve benzeri eylemlerden netice alınamamasından kaynaklanan üzüntüyü ifade ediyor gibi. Başta Almanya, birçok Avrupa ülkesinde söz konusu özgürlüklerin ne durumda olduğu da malum.
BİZDE OLUR, SİZDE OLMAMALI...
Raporda yer alan "Devlet kurumlarına, çalışanlarına ve sembollerine saldırıya ilişkin cezai yasa, hükümet ve hükümet yetkililerine eleştirel yaklaşan gazetecilere, hukukçulara ve sosyal medya kullanıcılarına karşı geniş şekilde kullanılıyor" değerlendirmesi de, aşırı çifte standart kokuyor. Sosyal medya üzerinden Merkel'e hakaret ettiği için 2.5 sene ceza alan Alman olayı, başka örnek aramayı gereksiz kılıyor. "İnternet sitelerinin mahkeme kararıyla ya da karar olmaksızın bloke edilmesi sürüyor. Türkiye, Twitter'a içerik silme ya da hesapların askıya alınması için dünyada en fazla başvuru yapan ülke konumunda" şeklindeki tespit, çifte standardın zirvesi. Kanunların suç saydığı hususlarda hatır gönül tanımayan Avrupa ülkelerinin, Türkiye söz konusu olunca aşırı özgürlükçü kesilmelerinin başka sebepleri olduğunu düşünüyor insan.
Türkiye üzerinden milyon dolarlar kazanan ama ülkemizde bir büro açmadığı gibi mahkemelerimizin verdiği kararları da takmama eğiliminde olan Twitter'i kayırmaları da aynı hesap.
Hakkını yemeyelim, AB'ın 18. İlerleme Raporu'nda hoşa gidecek hususlar da var tabii olarak. Tahmin edilebileceği gibi en çok takdir aldığımız husus, ülkemizin Irak ve Suriye'den gelen sığınmacılara sağladığı "benzeri görülmemiş" destek. Konu ile ilgili olarak henüz parmaklarını bile kımıldatmamış ülkeler adına çekilmiş kuru bir 'Bravo!' yani.
Rapor, 'aleme verir talkını kendi yutar salkımı' sözünün Avrupalılar için de geçerli olduğunun ispatı...