Bugünkü
Takvim
  • 29 Ekim 2015, Perşembe

Organize işler...

Barış Süreci'nin kim tarafından bitirildiği ve çatışma ortamına nasıl gelindiği hala tartışma konusu.
Süreç halen buzdolabında olduğuna göre, kimin bitirdiğini tartışmak anlamlı olmasa da, konu önemli.
Çünkü bu konuda ileri sürülen iddialar, çirkin bir algı operasyonunun ilk adımlarını oluşturuyor.
Birileri terör örgütünün masum, saldırıları karşılık veren güvenlik güçlerinin ise hatalı olduğuna inandırmak istiyor bizleri. Devletin güvenlik güçlerini 'Saray'ın askerleri ve polisleri' diye anıyor olmaları, bundan.
Tartışmanın taraflarından birisi olan HDP'liler süreci İktidarın, daha doğrusu doğrudan Cumhurbaşkanı'nın bitirdiğini söylüyorlar. Bu iddianın herhangi bir dayanağı yok tabii olarak. İlgi çekici olan, vaktiyle süreci başlattığı için kendisine demediklerini bırakmayan ama konjonktür gereği artık HDP ile beraber davranan çevrelerin de, Cumhurbaşkanımızı suçluyor olmaları.
Kandil'deki terör baronları ve HDP'lilerin "süreç bitebilir, bitti, bitiyor, bitiriyoruz' şeklindeki sözlerini kaale almayacak olsak bile, Süreç bitti ise eğer, bunun Suruç'taki canlı bomba olayını takiben Ceylanpınar'da PKK'lılarca uykularında katledilen iki polisten sonra gerçekleştiği, cümlenin malumu. Pusuya düşürülerek ya da bombalarla şehit edilen güvenlik görevlileri ile artık unutulan şehit cenazelerinin sayısı artmaya başlayınca da, devlet mekanizması harekete geçti. Çatışmasızlık dönemini bitiren PKK oldu. Tekrar çatışmasız hale dönmenin yolu da örgütün saldırılarını durdurmasından geçiyor.
HDP'lilerin başını çektiği bir koronun sürekli olarak 'barış' çığlıkları atmaya başlaması samimi gibi gözükse de, barış çağrıları terör örgütüne değil güvenlik güçlerine yönelik. İstenen, örgütün saldırması ama güvenlik güçlerinin cevap
vermemesi
yani.

YALANLAR ÜST ÜSTE DİZİLİYOR...
HDP'lilerin bu 'çocukça' tavırlarının İktidara ve tabii Cumhurbaşkanı'na amansız muhalefetleri ile bilinen çevrelerce de desteklenmesi, organize bir tezgahla karşı karşıya olunduğunu gösteriyor.
Hepsi birden yalan söylüyor ve bunları sürekli tekrarlayarak milletimizi inandıracaklarını sanıyorlar. Türkiye'nin isteneni yapmak yerine istediğini yapan bir ülke haline gelmiş olmasından rahatsız oldukları bilinen dış güçlerin açık desteği ise, meseleyi ayan-beyan ortaya çıkarıyor: Türkiye'yi eski haline döndürmeye kararlı olan ve daha önceki melanetleri ile netice alamayan çevreler, terörü de bir silah olarak kullanıyorlar. 1 Kasım'a az bir zaman kaldı. Sandıklara gittiğimizde hangi partiye oy vereceğimiz konusu şahsımız, ailemiz, çevremiz ve tabii ki ülkemiz için çok önemli. Dolayasıyla bu önemli karar öncesi bazı hususların net olarak açıklığa kavuşturulmasında fayda var.
Vereceğimiz karar, terörle mücadelenin nasıl yürütüleceği konusunda belirleyici olacak. Oylarımıza talip olan partilerden bazılarının teröre terör ve terör örgütüne de terör örgütü diyemediğinin farkına varmamız gerek önce... Terör örgütü ile beraber hareket eden ya da yaptıklarına ses çıkaramayan partilerin, varılmak istenen hedefler konusunda, terörü bir manivela olarak kullananlarla aynı hedefe yöneldiklerini de bilmemiz gerek.
Evet, 1 Kasım'da yapacağımız tercih çok, ama çok önemli...
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan TAKVİM veya takvim.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Turkuvaz olarak kişisel verilerinizi işliyor, aynı zamanda kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin aydınlatma metnine veri politikası sayfasını ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.
  • ve ya