Yeni çıkan kitabı ile ilgili olarak Ahmet Sever'le Hürriyet'ten Çınar Oksay'ın yaptığı konuşma, iyi bir halkla ilişkiler (PR) çalışması. Kitabın aslında seçimden önce hazır olduğunu ancak, Abdullah Gül'ün müdahalesiyle seçim sonrasına bırakıldığını öğreniyoruz.
Kitapta değinilen hususların, Abdullah Gül üzerinden çeşitli spekülasyonlar yapma merakında olanlara bundan sonra ne gibi imkanlar sunacağını bilmiyoruz.
Bütün bunlara 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'ün nasıl cevap vereceği ve tabii kitapta Ahmet Sever'in bakış açısından aktarılan bazı hususlarda adı geçenlerin neler söyleyecekleri de ayrı bir konu.
Ancak dünyaya başka pencerelerden bakanların, yaşananları nasıl değerlendirdikleri konusuna örnek olması açısından, Sever'in Gezi Olayları ile ilgili değerlendirmelerine dikkat çekmek gerek.
Gezi Olayları, yani birkaç ağaç bahanesiyle başlatılan ve giderek bütün Türkiye'yi saran, gösterilen vandallık; yakılan, yıkılan, yağmalanan işyerleri ve araçlarla zihnimizde kötü bir hatıra olarak kalan süreç.
79 ilde yaklaşık 2.5 milyon insanın katıldığı, 10 kişinin hayatını kaybettiği, 600'den fazla polisle 4 bine yakın eylemcinin yaralandığı, 4 bin 900 eylemcinin gözaltına alındığı, 58 kamu binası, 68 MOBESE kamerası ve 337 işyerinin tahrip edildiği, 90 belediye otobüsü, 214 özel araç, 240 polis aracı ve 45 ambulansın kullanılamaz hale geldiği ve -borsa, döviz ve turizm üzerinden ekonomiye verdiği dolaylı zararları hariç- 140 milyon TL zarara sebep olan Gezi Olayları...
ÇEVRE DUYARLILIĞI MI!..
Şöyle diyor Sever: "İlk çadırlar yakıldığında çok kaygılandı. Tepkisi şuydu: "Bu yangını küçükken söndürmek lazım." Gül bir çevre duyarlılığı, tepki olarak gördü. Başbakan ise kendisini devirmeye yönelik eylem olarak..." Röportajdan anladığımız kadarıyla arkadaşları da olayların içinde bulunan Başdanışmanı Ahmet Sever'in Gezi Olayları ile yaklaşımını -hele de üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra-, Sayın Abdullah Gül'ün de paylaştığını zannetmiyoruz.
Olaylar öncesi canlı yayın için rezervasyon yapan yabancı TV kanalları, Taksim havalisinde neler yaşanacağı bilinirmiş gibi hazırlanan sahra hastanesi ve biber gazına karşı yapılan su ve sirke stokları, sosyal medyada oluşturulan ve yalan haber yaymakta kullanılacak yüzler, hatta binlerce sahte hesap... Bütün bunlar bir yana, iddiaya göre aylar öncesinden süreci tezgahlayanlardan birisi olan bir aktörün meşhur 'cıvıldaması' bile meseleyi anlamak için kafi: "Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı? Hadi gel." Evet, mesele sadece Gezi Parkı, ya da üç-beş ağaç değildi. Ancak belli ki meselenin sadece Gezi Parkı olmadığını hala anlayamayan birileri var. Ve ne kadar ilgi çekici ki, bunlardan birisi de yıllarca Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığı yapmış...
Bu zevatın lügatinde Kamu Düzeni yok mudur dersiniz?..