Ülkemiz söz konusu olduğunda, itibarlı oldukları düşünülenleri de dahil olmak üzere 'sahibinin sesi' konumundaki Batılı medya organlarının Türkiye'yi eski haline döndürmeyi amaçlayan girişimlere destek vermeleri, şaşırtıcı değil. Sırtına vurup elinden lokmasını alabildikleri bir Türkiye, çok hoşlarına gider, malum.
'Haber kutsal, yorum hürdür' şeklindeki temel medya kuralını görmezden gelip, gerçekleri saptıran saçma sapan yorumları -muhtemelen bedelini de yüklüce tahsil ederek-, yayımlamakla kalmayıp, bunları referans almak suretiyle güya habercilik yapmaları, meselenin vahim taraflarından.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in bir makalesini yayımlayan İngiliz The Economist, Batılı medyanın içler acısı haline iyi bir örnek...
Macaristan'da Victor Orban'ın seçimi kaybetmesiyle umutlandıkları, iki ülkedeki muhalefetin benzerliği gibisinden sözler sonrasında, 'Hükümet partimi felç etmek istiyor, Cumhurbaşkanı adayımız asılsız iddialarla hapse atıldı, uydurma davalarla partime saldırılıyor' gibisinden inciler saçmış, Özel..
The Economist'in, Türkiye konusunda en azından asgari seviyede bilgilere sahip editörleri mutlaka vardır. Dolayısıyla İBB eski başkanının, kurduğu suç örgütü ile rüşvet, yolsuzluk ve benzeri suçlar işlediği gerekçesiyle tutuklanıp, halen yargılandığını herhalde biliyorlardır.
Devletin ilgili kurumlarının titiz araştırmalarıyla hazırlandığı bilinen ve toplamı 3 bin 800 sahifeyi aşan bir iddianamenin muhatabı olan İmamoğlu'nun, iki aydan fazladır süren duruşmalarda suçlamalara tek bir makul cevap veremediğini de elbette biliyorlardır, editörler.
Tutuklu CHP'li başkanların durumunun siyasetle hiç alakası olmadığını, bunların çoğunun yapıp ettiklerini itiraf ettiklerinin de farkındadır The Economist editörleri.
Aynı editörler, Antalya ve Uşak başkanlarının son açıklamaları ile akçalı işlerin CHP Genel Merkezi'ne ve hatta Genel Başkan Özgür Özel'e kadar ulaştığının da farkındadırlar elbet. Başta İmamoğlu olmak üzere daha önce röportajına, demecine ve makalesine yer verdikleri CHP'li isimlerin gazetelerine ödedikleri paraların kaynağını sormamaları, belki normaldir.
Ancak, bizzat melanetleri işleyenlerin açık itirafları sebebiyle rüşvet, irtikap, yolsuzluk, cinsel taciz ve benzeri iddiaları inkar etmenin artık mümkün olmadığı bir vasatta, konuk yazar olarak makalesini yayımladıkları kişiyi 'biraz daha az yalan söylemesi' için uyarabilirlerdi en azından.
Böylece, itibarlarının bir kısmını kurtarmış olurlardı. Eğer kaldıysa tabii...