Kimileri 'gaf' dese de işi bilenlere göre bu bilinçli bir tercih.
İsrail, İran ve Türkiye dışında 60 ülkeden temsilcilerin katıldığı; toplantı, Mısır'ın geleceğinden çok İsrail'in geleceğinin konuşulmasına sahne olmuş anlaşılan. İsrail, adına konuşacaklar çok olduğu için davet edilmemiş besbelli. İran'ın neden davet edilmediği, belirsiz. Mısır yerine İsrail'in geleceğinin tartışılacağı bir toplantıya Türkiye'nin davet edilmemesi ise yerinde.
Madem Türkiye'den çağrılan olmamış; ülkeyi yönetenlere Mısır'ın geleceği açısından bazı tavsiyelerde bulunmakta fayda var.
Öncelikle halkın seçtiği bir cumhurbaşkanını ve arkadaşlarını yargılamaktan vazgeçin demek gerekir belki, ama bunu yapamayacaklarına göre, kendimizi yormayalım.
Mısır'ın geleceğini düşünüyorlarsa şayet, 90 milyonluk Mısır halkının imkanlarını, başta İsrail olmak üzere, dışarıdan ve içeriden ülkeyi sömürenlere peşkeş çekmekten vazgeçip, tabii kaynakları, limanları ve önemli varlıkları Mısır halkının menfaatlerine göre değerlendire-bilecek bir yapı oluşturulması, iyi fikir olabilir.
Ancak hakikaten ülkenin ve Mısır halkının menfaatlerine, dolayısıyla Mısır'ın geleceğine hizmet edecek işler yapmaya niyetleneceklerse şayet, alaşağı edilmemek için ciddi tedbirler almaları da gerek.
Çünkü Mısır'ı ve Mısırlıları önceleyen uygulamaları sebebiyle Mursi'yi kendileri kanalıyla işbaşından uzaklaştıran güçler kesinlikle boş durmayacaklar ve hakikaten Mısır için çalışmaya başladıkları anda Mursi'nin yaşadıklarını onlara da yaşatacaklardır
büyük ihtimalle...
Suçluluk telaşı mı?..
1 Haziran 2013'te yanında altı aylık çocuğu ile Kabataş'ta Vandalların tacizine maruz kalan hanım konusunda bazı yazarların 'Diliniz KA BA, vicdanınız TA Ş' başlığını kullanarak yazdıkları yazılar, Kılıçdaroğlu'nu çok rahatsız etmiş olmalı ki, şöyle demiş: "...
Aynı başlıkla 9,10 gazeteci yazı yazdı. Hala bunu savunuyorlar.
Yahu siz gazeteci misiniz, yoksa yalancıların temsilcileri misiniz? Sizde vicdan, sizde ahlak, sizde namus, sizde din, sizde iman, sizde kitap var mı?" Şu ifadelerdeki kibarlığa (!) bakın!.. Ama esas soru şu:
Kabataş'ta yaşananlar bu kadar süre sonra tekrar yalanlanmaya çalışıldığına göre, görüntüler mi ortaya çıkacak yoksa?.. Çünkü belli ki o vandallığı işleyenler arasında, başta Kılıçdaroğlu olmak üzere birilerini rahatsız edecek kişiler olmalı. Yoksa bu
kadar feryat etmezlerdi...
Maçan yiyorsa!..
Sahte Twitter hesapları üzerinden Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'na hakaretlerde bulunan bazı kişilerle ilgili operasyon, sosyal medyada açtıkları sahte hesaplarla ona buna hakaretler yağdıranların kesinlikle bulunamayacakları şeklindeki şehir efsanesini sona erdirdi.
Gezi Olayları sırasında gözaltına alındıklarında ya da daha sonra mahkemeye çıktıklarında, yoldan geçerken alındıklarını, kesinlikle yakıp yıkma ve kırıp dökme ile bir alakaları bulunmadığını söyleyenler gibi, sahte hesaplar üzerinden 'cıvıldarken' mangalda kül bırakmayanlar da, gözaltına alındıklarında unutkanlık hastalığına tutulmuşlar.
İşin en hoş taraflarından birisi, bir erkek ismi kullanarak devlet büyüklerine hakaretler yağdırdıktan sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu'na; 'Maçan yiyorsa beni de gözaltına aldır, hodri meydan, kadına gücünüz yetiyor" şeklinde tweet atan bir genç kızın da gözaltına alınanlar arasında olmasıydı.
Laikliğin koruyucusu(!) Sarıgül...
CHP'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olduğunda, medya ve bazı çevreler tarafından alabildiğine şişirilen Mustafa Sarıgül'ün, özelde İstanbul ve Türkiye konusundaki ufku konusunda bir şeyler öğreniriz zannedilmişti.
Böyle bir şey olmadı. Fikirler ve projeler yerine başarısız polemik girişimleri ile kampanya dönemini tamamladı Sarıgül. İstanbul gibi büyük bir metropolü nasıl yönetmeyi düşündüğü ile ilgili, çoğu AK Parti'den araklanmış üç-beş fikir proje dışında, akılda tutulabilecek tek bir şey bile kalmadı geriye.
Tam da yerel seçim kampanya döneminde, bir yemekte karşılaştıkları 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile aralarında geçtiği rivayet edilen bir konuşma, meseleyi çok güzel izah eder mahiyette:
Sarıgül, laf arasında Demirel'e hitaben: "Sayın Cumhurbaşkanım, biliyorsunuz siyasi birikimim yok denecek kadar az, entelektüel birikimim ise acınacak halde. Ama çıktık bir yola yürüyoruz işte" deyince; Süleyman Demirel, biraz düşündükten sonra şöyle demiş: "Siyasetin bir ilim tarafı, bir de film tarafı vardır. İlim tarafı ne ise ama, laf aramızda sen film tarafını iyi beceriyorsun, böyle devam et!" Şişli Belediye Başkanlığı döneminde Eyüp, Süleymaniye gibi camilerde sabah namazlarına katılarak cemaate kahvaltı ikramlarında da bulunan Sarıgül, 7 Haziran seçimlerinde yerini sağlama almaya çalışıyor olsa gerek ki, Sözcü gazetesine verdiği röportajda, 'Laiklik tehlike altında, iktidar şeriatı getirecek' şeklinde konuşmuş.
Şöyle devam etmiş Sarıgül: "Bu iktidarın perde arkası, şifreleri ve kodları ne yazık ki ülkeyi şeriat düzenine götürmeye yönelik.
Ben laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin tehlikede olduğunu görüyorum. Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin tekrar şahlanması gerekiyor. Ben de siyasi sorumluluğum ve birikimlerim gereği bu deneyimimizi, enerjimizi ülke siyasetinde sosyal demokrasi anlayışımızın iktidar olması için seferber etmemiz gerektiğine inanıyorum."
Sarıgül'ün siyasi sorumluluğunun boyutları Şişli ile ilgili gelişmelerde görülebiliyor. Eğer milletvekili adayı olabilirse, bu sefer 'birikimleri' konusunda da bir şeyler öğrenebiliriz belki...