CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş

EKREM KIZILTAŞ

İngilizler'de akıllanma emareleri...

Eklenme Tarihi 12 Mart 2015
İşe bak!.. Ellerini kollarını sallayarak Londra Havaalanı gümrüğü ve polis kontrolünden geçen üç kızın hesabını Türkiye'den sormaya çalışıyordu İngilizler ve işin garibi, onların bu tutumuna içeriden de destek olanlar vardı.
Londra gümrüğü ve polisinden geçip THY uçağı ile Türkiye'ye gelen ve buradan da Suriye'ye geçen üç kız konusundaki hatalarını gizlemek için Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalışan İngilizler, nihayet bu konuda ülkemize söyleyebilecek herhangi bir sözleri olmadığını anlamış gözüküyorlar.
Her nedense, kızlar Londra'dan ayrıldıktan bir gün sonra akılları başlarına gelen İngiliz polisi, kızların ailelerinin kendilerine yüklenmeleri sebebiyle topu taca atmaya çalışmış ve bu kapsamda Türkiye'yi suçlamak adına bir sürü gafa imza atmıştı.
Nihayet, o kızları Londra Havaalanı'nda durdurabilecekleri ve oradan rahatlıkla geçen kızlar için Türkiye'ye herhangi bir söz söylenmemesi gerektiğini anlamış olmaları, doğrusu İngilizler açısından ciddi bir gelişme.
Aslında anlamsız bir tartışma gibi gözükse de, İngilizler'in takındıkları tavır, kendi hatalarının hesabını başkalarından sorma girişimiydi ve böylelikle, kendi yedikleri nanelerin hesabının yine kendileri tarafından ödenmesi gerektiğini anlamış oldular.

Aç tavuk ve buğday ambarı...

90'lı yıllarda çok satan bir gazetenin; çok okunduğunu ve dolayısıyla etkisinin çok olabileceğini düşünen bir yazarı, belirli bir gün ve saatte, belirli bir yerde mümkün olduğu kadar çok insanı toplayabilmek için köşesinden günlerce çağrıda bulunmuştu.
Sadece merak saikiyle, belirtilen gün ve saatte belirtilen yere gittiğimde hepi topu 50-60 kişinin toplandığını görmüştüm. Çağrıyı yapan kişi de ortalıkta yoktu zaten.
Ya gelmiş ve kalabalık yerine az sayıda insanlar karşılaşınca gitmiş, ya da belki uzak bir yerden durumu izlemişti, bilmiyorum.
O zaman, gazetesi ne kadar satarsa satsın, yazısı ne kadar çok okunursa okunsun; fikir ve görüşleri milletimizle bağdaşmayan insanların, kitleleri kesinlikle harekete geçiremeyeceklerini bir kez daha öğrenmiştik.
Berkin Elvan'ın vefat yıldönümü münasebetiyle yapılan 'hayatı durdurun' çağrısının da benzer bir şekilde sonuçlanacağı baştan belli idi. Sanatçılardan bazıları da, kendilerine kampanyanın detayı hakkında bilgi verilmediği, sadece Berkin Elvan için adalet istediklerine dair sözler söylemeleri istenerek, bunların izinleri olmadan kullanıldığını söyleme ihtiyacı hissetmişlerdi, malum.
Berkin Elvan'ın vefat yıldönümünde yine de üzücü olaylar yaşandı. Ama bereket, fildişi kulelerinden çağrılar yapan sanatçıların davetini ciddiye alan olmadı.

Biz bu filmi görmüştük!..

Antik Yunan filozoflarından olup M.Ö. 469'da doğup M.Ö. 399'da ölen Sokrates, 'Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir' dediğinde kaç yaşındaydı bilinmez. Ama bu söz, bazen mütevazı görünmek için olsa da, yaşı ve bilgi düzeyi ne olursa olsun aklı başında her insan tarafından kullanılır.
Muhtemelen bu sözü sıkça kullananlardan bazıları, şimdilerde özellikle de üniversite gençliğine, 'Siz gençsiniz ve her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilirsiniz' diyor ve düpedüz yalan söyleyerek, onları kendi amaçları için kullanmaya gayret ediyorlar.
İç Güvenlik Paketi'ni kanunlaştırmamaya azmetmiş muhalefet partileri engelleme faaliyetlerini sürdürürken, alttan alta Gezi ya da Kobani olayları gibi bir takım gelişmeler tezgahlanmaya çalışıldığına dair haberler de birbirini takip ediyor.
Bu arada bir takım çalışmalar yürütüldüğü ve seçime doğru üniversitelerin karıştırılmaya çalışılacağı haberlerini de yabana atmamak gerek.
70'li yıllarda yaşananları iyi bilen ve 'biz bu filmi daha önce görmüştük' diyebilen kesimlerden, gençlerin benzer bir tuzağa düşmemesi için uyarılarda bulunanlar olsa da, o yıllardaki tecrübelerini birilerinin emrine verip, gençleri provoke etmek için kullanmaya çalışanlar da eksik değil.
Hayatlarının baharında ve tam da öğrenme yaşlarında olan gençlere, bildiklerini zannettikleri şeylerin aslında öyle olmadığını ve özellikle de kendilerine 'Siz her şeyin en iyisini bilirsiniz' diyenlerin utanmaz birer yalancı olduklarını anlatabilmenin bir yolu bulunmalı.
70'li yıllarla kıyaslanamayacak gelişmelerin yaşandığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Birileri her ne kadar eksikliklerinden söz etse de, hak ve hürriyetler konusunda alınan mesafe, hakikaten şaşırtıcı.
70'li yıllar, insanların sokakta polis görse yolunu değiştirdiği yıllardı.
Birilerinin umurunda bile olmasa da, 1970 ila 1980 arasında 5 bine yakın gencini yok yere kaybeden bu ülkenin yeni kayıplara tahammülü olmadığını sıklıkla gündeme getirmek gerek.
Gençler, her şeyin iyisini bildiklerini ve mutlaka bir şeyler yapmaları gerektiğini söyleyenlere karşı kullanabilecekleri argümanlar konusunda, eskisine nazaran her ne kadar gelişmiş olsalar da, eski yıllarda olup bitenleri iyi takip edenlerin, tecrübelerini aktarmalarında fayda var.
Vaktiyle gençleri birbirlerini kırmaya azmettirenlerin hemen hepsinin sürekli olarak geri planda kaldıkları ve çoğu zaman, aynı silahla öğleden önce bir solcunun, öğleden sonra da bir sağcının vurulduğu gibi yakıcı gerçekleri sıklıkla hatırlatmak, faydalı olabilir mesela.
Tabii o yıllarda, Türkiye'yi etki altına alabilmek için anarşi yolunu tercih eden dış güçlerin, anarşiyi yeterli seviyede tutabilmek için gösterdikleri gayretleri de
anlatmak gerek...