Başkan Erdoğan dik durdu Türkiye kazandı! E-muhtıra'ya giden organize süreç ve 367 garabeti | Tarih unutmuyor TAKVİM hatırlatıyor
27 Nisan 2008 e-muhtırasının üzerinden 19 yıl geçti. "Türkiye’de ilk" olma özelliği taşıyan muhtıraya karşı hükümetin anında cevap verip geri adım atmaması Türk demokrasi tarihinde dönüm noktası oldu. Recep Tayyip Erdoğan'ın dik duruşuyla 28 Şubat sonrası "1000 yıl sürecek" denilen darbe iklimi bertaraf edildi. Muhtıraya giden süreç TSK içinde vesayet odakları, Ahmet Necdet Sezer, AYM, Yargıtay ve CHP'nin söylem işbirliğine sahne oldu. ABD ve İngiltere'den ısmarlama "darbe" manşetleri attırıldı, Sezer son MGK'sında "irtica" deyip cuntacılara yol verdi. CHP "laiklik" mitingleriyle muhtıraya zemin hazırlarken Sabih Kanadoğlu 367 garabeti ile demokrasinin el frenini çekti. 27 Nisan muhtırasına alkış tutanları isimleri ise tarih unutmuyor, Takvim.com.tr hatırlatıyor.
Hızlı Özet Göster
- Genelkurmay Başkanlığı 27 Nisan 2007'de internet sitesinden e-muhtıra yayımlayarak Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale etmeye kalktı. Ancak AK Parti hükümeti geri adım atmayarak karşı açıklama yaptı.
- Anayasa Mahkemesi CHP'nin başvurusu üzerine 367 toplantı yeter sayısı iddiasını kabul ederek ilk tur oylamayı iptal etti ve Abdullah Gül 28 Ağustos 2007'de üçüncü turda 339 oyla 11. Cumhurbaşkanı seçildi.
- 22 Temmuz 2007 erken seçimlerinde AK Parti yüzde 46,6 oy alarak 341 milletvekili ile tek başına iktidara geldi.
- CHP ve Atatürkçü Düşünce Derneği Nisan 2007'de Ankara Tandoğan'dan başlayarak laiklik mitingleri düzenledi.
- Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt metni kendisinin yazdığını açıkladı ve hakkındaki soruşturma 2019'da vefatıyla kapandı.
Milli irade düşmanı vesayet odakları "laiklik" maskesine sığınarak 28 Şubat 1997'de lekelediği Türk demokrasisini "e-muhtıra" ile bir kez daha kirletmek istedi.
CHP'nin "laiklik" mitingleri ile altyapısını hazırladığı, dönemin komuta kademesinin ABD'den attırdığı ısmarlama manşetlerle söylemini yaydığı "e-muhtıra" 27 Nisan 2007'de Genelkurmay Başkanlığı'nın resmi internet sitesinden yayımladı.
Türk demokrasisine kara leke olarak çöken e-muhtıra’nın üzerinden 19 yıl geçti (Haberin görselleri Takvim Foto Arşiv'den alındı)
TBMM tarafından gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu öncesinde yayımlanan elektronik darbe bildirisi, Türkiye'de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını gösterdi. 28 Şubat sonrası "1000 yıl sürecek" denilen darbe iklimi bir kez daha bertaraf edildi.
E-MUHTIRA'YA GİDEN SÜREÇ
Ülkede kaosun hakim olmasını isteyen güçler, 2006'da Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması, Danıştay ve Rahip Santoro cinayetleri, 2007'nin başında ise Hrant Dink cinayetini gerçekleştirdi.
E- muhtıra öncesi ABD merkezli Newsweek'te yer ala haber: ʺTürkiye'de yüzde 50 ihtimalle darbe olacakʺ
TSK İÇİNDEKİ VESAYET ODAKLARI ABD'DEN MANŞET ATTIRDI: 2007'DE DARBE OLACAK
ABD'den Hudson Enstitüsü Türkiye Uzmanı Zeyno Baran, 2006'nın son günlerinde Newsweek Dergisi'nde çıkan bir makalesinde "2007 yılında Türkiye'de yüzde 50 ihtimalle darbe olacağı" ile ilgili öngörüsünü dile getirdi. Baran'ın dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Ergun Saygun'dan aldığı bilgiyle bu öngörüde bulunduğu o dönem çokça konuşuldu.
Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturduğu son MGK'da ʺirticaʺ deyip askeri vesayete zemin hazırladı
A.N.C SON MGK'SINDA "İRTİCA" DEYİP ASKERE YOL VERDİ
Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de muhtıradan iki hafta önce gerçekleşen takvime göre başkanlık edeceği son Milli Güvenlik Kurulu'ndaki irticai faaliyetlerin arttığıyla ilgili tartışmaları gündeme getirdi. Genelkurmay Başkanlığı 10 Nisan MGK'sının ardından Cumhurbaşkanının "Cumhuriyet değerlerine sözde değil özde bir bağlılık taşıması" gibi öznel bir kriteri dile getirdi.
Nokta Dergisi 13 Nisan günü, "2002 sonrasını kapsayan günlerde darbe planlayan bir cuntanın" varlığıyla ilgili yaptığı haberler sebebiyle askeri mahkeme kararıyla baskına uğradı ve kapatıldı.
CHP laiklik mitingleri ile cuntacılara davetiye çıkardı
CHP VE ADD SÖZDE "LAİKLİK" MİTİNGLERİ İLE POSTALA SELAM DURDU
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi hükümet, irtica-laiklik-türban tartışmaları gölgesinde dört bir koldan kuşatılmak istendi.
CHP, Atatürkçü Düşünce Derneği ve sol marjinal gruplar "Cumhuriyet'e sahip çık" çağrısıyla 14 Nisan'da Ankara Tandoğan'dan başlayıp birçok noktada miting düzenledi. Mitinglerin ortak özelliği "Mustafa Kemal'in askerleri" olduklarını söyleyen kimselerin sivilliklerini unutup "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganına geri dönmeleri ve askere davetiye çıkarmalarıydı.
İNGİLİZ OBSERVER GAZETESİ: İKTİDAR SEÇİMLERİ KAZANIRSA DARBE OLUR
Böyle bir iklimde İngiliz Observer gazetesi, iktidarın seçimlerin favorisi olduğunu ama seçimi kazanmaları halinde darbe olabileceğiyle ilgili bir analizine dayanak olarak Cumhuriyet mitinglerini ve bu mitinglerde yapılan konuşmaları gösteriyordu.
E-muhtıra
SABİH KANADOĞLU DEMOKRASİNİN EL FRENİNİ ÇEKTİ: 367 GARABETİ
Seçimler öncesinde yaşanan bir başka polemik konusu ise 367 tartışmasıydı. Anayasa'nın 102. maddesine göre Cumhurbaşkanı seçilebilmek için, ilk iki turda nitelikli çoğunluk olan 367 oy, sonraki iki turda ise salt çoğunluk olan 276 oy oranı aranırken, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa'da belirtilen 367'nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğu tezini ortaya attı.
Bu görüşe göre oylamalara en az 367 kişinin katılması gerektiği, aksi halde sonucun geçersiz olacağı iddia edildi. Böylece Meclisteki sandalye sayısı 354 olan iktidar partisi, tek başına kendi oylarıyla Cumhurbaşkanı seçemeyecekti.
Yaşanan bu tartışmalar ışığında tarihler, seçimin ilk turunun yapılacağı 27 Nisan 2007 gününü göstermişti.
ERDOĞAN DİK DURDU
Siyasi çevrelerde AK Parti'nin farklı bir isim çıkaracağı dillendirilirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beklenenin aksine seçimlerin yapılacağı 27 Nisan günü Gül'ün adaylığından geri adım atmadı.
İlk tur oylama 27 Nisan'da yapıldı. Oylamada 361 oy kullanılırken, Abdullah Gül 357 oy aldı. Oylamanın hemen sonrasında, CHP 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı.
Aynı günün gecesi Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra e-muhtıra olarak anılacak bir basın açıklaması konuldu.
Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine saat 23.30'da konulan bildiride, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılması için bitmez tükenmez gayret gösterildiği, hatta milli bayramlara alternatif kutlamalar yapıldığı" belirtiliyordu.
Türk demokrasisine kara leke olarak çöken e-muhtıra’nın üzerinden 19 yıl geçti (Haberin görselleri Takvim Foto Arşiv'den alındı)
Siyasi tarihe "27 Nisan e-muhtırası" olarak geçen bildiride şunlar kaydedildi:
"Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türküm diyene' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir."
AK PARTİ HÜKÜMETİ GERİ ADIM ATMADI
"Muhtıra" olarak nitelendirilen bu açıklamanın ardından kabine üyeleri, gece boyu buna nasıl bir yanıt verileceğini tartıştı. Dönemin Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 28 Nisan saat 15.00'te, "Başbakan'a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı'nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması, demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez" açıklamasını yaptı.
BÜYÜKANIT DEFALARCA KEZ ARANDI
Çicek, yıllar sonra o günü şu sözlerle anlattı:
"Dışişleri konutunda bu işi detaylı bir şekilde ele aldık. Genelkurmay Başkanını aradık ancak telefona çıkmadı. Telefonu açan 'İstirahatte, biz size döneriz' dedi. 14 saat defalarca aramamıza rağmen Genelkurmay Başkanına ulaşamadık. Sabaha kadar düşündük ve karşı bir açıklama yapılmasına karar verdik. Ertesi gün Başbakanımız başkanlığında bir değerlendirme toplantısı yapıldı ve basına saat 15.00'te açıklama yapılacağı duyuruldu. O gece 5 arkadaş bu karşı açıklamayı hazırlamıştık. Hükümet Sözcüsü olarak tam basın açıklamasının yapılacağı alana giderken Genelkurmay Başkanı aradı. Mazareti 'İstanbul'a torunumu görmeye gidiyordum.' oldu. Sonra basının karşısına çıkıp o açıklamayı yaptım."
CHP'nin başvurusu üzerine toplanan AYM, 1 Mayıs'ta verdiği kararla ʺ367 iddiasınıʺ kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti
E-MUHTIRA İLE GÖZDAĞI VERDİLER AYM İLE SEÇİMİN İLK TURUNU İPTAL ETTİLER
CHP'nin başvurusu üzerine toplanan AYM, 1 Mayıs'ta verdiği kararla "367 iddiasını" kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti. Toplantılarda yeter sayısı olan 367'nin bulunamayışı nedeniyle 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi. AYM'nin iptal kararı üzerine, AK Parti'nin teklifi ve tüm partilerin desteğiyle erken seçim kararı alındı. 22 Temmuz 2007'de erken seçime gidilirken seçimlerde yüzde 46,6 oy alan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, 341 milletvekili ile yeniden tek başına iktidar oldu. Seçimlerde CHP ikinci, MHP ise üçüncü parti olarak Meclis'e girdi.
ÜÇÜNCÜ TURDA SEÇİLDİ
TBMM'de tekrarlanacak Cumhurbaşkanı seçimlerinde bu kez MHP'nin oylamalara katılacağını belirtmesi, yeni bir 367 krizinin önüne geçti.
Yeniden AK Parti'nin adayı olan Abdullah Gül, 20 Ağustos'ta yapılan Cumhurbaşkanı seçiminin birinci turunda 341 oy aldı. Gül, 24 Ağustos'taki ikinci turda ise 337 oyda kaldı. Anayasa'ya göre ilk iki turda üçte iki çoğunluk olan 367 sayısına ulaşılamadığı için 276 oyun aranacağı üçüncü tura gidildi. 28 Ağustos'ta yapılan üçüncü turda Abdullah Gül, 339 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.
BAYKAL: SEÇİM MEŞRU SONUCA SAYGI DUYACAĞIZ
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 29 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, "Köşk seçimi meşrudur, sonuca saygı duyacağız" derken, nisan ayında başlayan Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları böylece sona ermiş oldu.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt
MUHTIRA SİTEDEN KALDIRILDI
Muhtıra 29 Ağustos 2011'de Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden kaldırıldı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise yıllar sonra, 8 Kasım 2012'de TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nda metni bizzat kendisinin kaleme aldığını açıklarken, bunun bir muhtıra değil, "laiklik hassasiyetini ortaya koyan bir metin" olduğunu ileri sürdü.
ÖLÜNCE DOSYA KAPANDI
Büyükanıt hakkında, e-muhtıradan ancak 5 yıl sonra soruşturma açıldı. 2012'de yapılan şikayetler üzerine başlatılan soruşturma, dosyanın tek şüphelisi olan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 21 Kasım 2019'da hayatını kaybetmesinin ardından kapatıldı.
Ertuğrul Özkök
TARİH UNUTMUYOR TAKVİM HATIRLATIYOR: CUNTAYA SELAM DURAN KALEMLER
Anayasa Mahkemesi'nin 367 rezaletine de zemin hazırlayan 27 Nisan muhtırasına alkış tutanları ise tarih unutmuyor, Takvim.com.tr hatırlatıyor.
Ertuğrul Özkök : Siviller süreci yönetemedi...
Demokrasi kaygısıyla, sadece askeri eleştirmek, ne adil, ne yararlı, ne de sonuç verici bir girişim olacaktır. Çünkü o bildiride savunulan görüşler, toplumun önemli bir bölümü tarafından paylaşılmaktadır. Şurası bir gerçektir: Siviller bu süreci iyi yönetemediler. Emin olunuz ki, bunda herkesin yanlışlığı rol oynamıştır. Tabii her şeyden önce iktidarın.
Oktay Ekşi : Hükümet görevini yapmadı
Asıl sorun, ülkeyi yöneten siyasi partinin Atatürk ilkelerine -dolayısıyla Cumhuriyet'in Anayasa'da da yer alan temel değerlerine- aykırı faaliyetleri korumasında, hatta teşvik etmesinde.
Yılmaz Özdil : Bundan sonraki adım tank olur
Hâlâ deniyor ki, bundan sonraki adım ne olur? Bundan sonraki adım, tank olur. Gücüm var diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır. Kaçınılmaz gerçek, budur.
Fikret Bila: TSK'nın sarsılmaz kararlılığı
"Genelkurmay'dan sert açıklama" manşetiyle çıkan Milliyet Gazetesi ise açıklamayı öven bir dille vermişti. Milliyet yazarı Fikret Bila, ballandırarak köşesine taşıdığı bildiriye destekler bir üslupla ele aldığı görülüyor. Bildiriyi "TSK'nın sarsılmaz kararlılığı" olarak sunan Bila, bildirinin ucunun açık olduğunu savunarak bunun devamının gelebileceği imasının altını çizdi.
Emin Çölaşan
Emin Çölaşan: Asker devreye girdi, rahatladık
Asker devreye girdi. 27 Nisan sürecini başlatıp milyonlarca insanımızı rahatlattı. Medyanın büyük çoğunluğu da elinde bulunduran entel-şeriatçı kesim ise askerleri hemen tu kaka ilan etti. Niçin? Çünkü uyarı yapan Cumhuriyet ilkelerini savunan ordu bizim değil. Peki, kimin ordusu.
Onur Öymen: Genelkurmay'la aynı düşünüyoruz
Genelkurmay'ın tespitleri bizim tespitlerimizden farklı değildir. 'Ne mutlu Türk'üm diyene' kelimesini kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri devletin düşmanı sayarız. Laikliğe hakaret edeceksiniz ve sonra diyeceksiniz 'ben değiştim' ve bu ülkenin cumhurbaşkanı olacaksınız. Bunları söylediğinizde siz çocuk değildiniz. Türkiye'yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz.
Ural Akbulut (Eski ODTÜ rektörü: Bekliyordum. Bu ikinci 28 Şubat'tır
Bu süreç birkaç günlük bir olay değil. Bütün uyarılara rağmen bugüne gelindi. Hükümet ipleri gerip son noktasını bulmaya çalıştı. Böyle bir patlama bekleniyordu. TSK her şeye rağmen soğukkanlı davranmıştır. Yaşanan bu son olay öncesinde Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı açıklamalarıyla gerekli uyarıları yaptılar ama kimse dikkate almadı.
Güneri Civaoğlu: Önümüzde 4 altın gün var
Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı açıklama çok duyarlıdır. Sağduyu ve serinkanlılık gerek. Anayasa Mahkemesi kararına kadar önümüzde 4 altın gün var.

E-MUHTIRA'DA HÜKÜMET DİK DURMASAYDI NE OLACAKTI?
Eğer karşılarında tereddüt eden bir iktidar bulsalardı, o muhtıra 12 Mart'tan daha etkili olacaktı.
Öncelikle demokrasi isteyen darbeye karşı çıkan kim olursa olsun "yargılama" sebebi olacaktı. Bu da yine uzun bir işkenceler dönemi demekti ve yine bu, neredeyse bütün bir halk demekti. Tabi bu tamamen bir askeri darbe olmadığı için "kin ve nefret" oranı da o derece fazla olacaktı. Bir gece alınacaktık hepimiz teker teker veya toptan toptan.
Nereye gittiğimiz belli olmayacak, akıbetimizi öğrenen bile bulunmayacaktı. Ülkede yatırım duracak, sahip olunan her şey sahip olunmamış gibi işlem görecekti. Makamlar gidecekti teker teker.
Siyasetçilerin tamamı çok ağır şekilde cezalandırılacaktı, darbenin siyasi ayağı hariç. İnsanlar konuşmaya korkacak, yürümeye korkacak, gölgesinden bile herkes ürkecekti. Korkan toplumları yönetmek çok kolaydı. Ülkeyi babasının çiftliğine dönüştürecek olan cunta, doymaz bilmez iştahıyla her şeye sahip olacak, daha çok isteyecek, daha çok isteyecekti.
Ve en kötüsü, Anadolu'nun en ücra yerlerinde "yetki" alan sorumsuzların işleyeceği akıl almaz suçlardı. Bütün bunlar farazi değil, iki kanlı darbede de yaşananlardı. Darbe başarılı olsaydı, akacak kanın gireceği damar kalmayacaktı. Arkasında pusuda bekleyen ve üstü örtülen sorunlar kaşınacaktı.
Terör örgütleri saklandıkları yerden çıkacak, yeni yeni terör örgütleri oluşacak, milis güçler için çabalayıp duranlar bulunacaktı. Korkunç değil mi, tıpkı Suriye'deki gibi...

