Bu sığ ekonomistlerin hemen her konuda geçeri olduğuna inandıkları ve bizlerin de inanmamızı bekledikleri tek bir formülleri var: Faiz artışı. Borsa yükseliyor mu; faizler artırılmalı.
Peki ya borsa düşüşe geçerse; cevabı basit: Faizler artırılmalı. Dolarda yukarıya doğru bir hareket var; çözümü basit, faizler artırılmalı.
Dolar aşağıya doğru iniyor, derhal faizler artırılmalı.
Daha da komik olanı, dünya üzerinde faizlerin aşağı doğru bir hareketi var deseniz bile adamların vereceği cevap aynı: 'Hımm, demek ki faizleri artırmalıyız...' Ekonomik gidişatta azıcık problemler yaşanmaya başlansa, eteklerinin zil çalacağı kesin olan bu kesim mensupları, doların yukarıya doğru seyri sebebiyle riskli bir durum oluştuğunu, dolayısıyla faizlerin mutlaka artırılması gerektiğini dillendiriyorlar şimdilerde. Bunu söylerken gözlerinde beliren memnuniyet ifadesi ise tek kelimeyle muhteşem.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın 'faizlerin indirilmesi' konusunda yaptıkları çağrılardan ciddi rahatsızlık duyduklarını saklamayan bu kesim mensupları, MB Başkanı'nın şartların gerektirdiği her şeyi yapmaya yetkili olduğunu ve mesela Para Politikası Kurulu'nun Mart toplantısından faiz artırımı kararı çıkabileceğini açıklaması gerektiğini söylüyorlar.
İş bu kadarla kalsa iyi. Paranın değeriyle oynanmasını "Vatana ihanet"le eş tutan açıklamalar sebebiyle, sadece MB Başkanı'nın yapacağı açıklamanın yeterli olmayacağını, bir vesile ile Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın da MB Başkanı'nı destekleyen açıklamalar yapması gerektiğinin de altını kuvvetlice çiziyorlar.
Oysa ekonomiye aşina olan herkesin bildiği gibi, dışarıdan kaynaklanan çeşitli sebeplerle sadece dolarda yaşanan bir değer artışı ile karşı karşıyayız. Bu sadece bizi değil, bütün dünyayı etkileyen bir gelişme. Bu durum karşısında ne gibi tedbirler alınması gerektiği ise ilgililerin meselesi.
Sabah'ta Berat Albayrak 'Seçimlere yaklaşırken benzer masallar' başlığı altında şunları yazmış: "...Bu süreçlerde tek ve standart bir politika uygulanması gerektiğini iddia etmek kesinlikle doğru değil. Nitekim son dönemde Brezilya'nın yaptığı faiz artışlarına rağmen Real son iki ayda ciddi değer kaybederken, Hindistan'ın iki aydır faiz indirmesine rağmen Rupi'nin Dolar karşısında değer kazanması bunlara örnek olarak gösterilebilir."
Neymiş? Demek ki faiz artışı her durumda çare olarak sarılmamız gereken bir yol değilmiş...
Çılgın projeler çılgına çeviriyor
Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün olmadığı bir İstanbul'u hayal edebilir misiniz?.. Bu iki köprü olmasaydı, İstanbul'un hali nice olurdu kim bilir...
Boğaz'a bir köprü yapılması gerektiği ile ilgili fikirler Osmanlı dönemine dayanır. Cumhuriyet döneminde Merhum Adnan Menderes tarafından 25 Mayıs 1960'ta anlaşmaları imzalanan ilk proje 27 Mayıs Darbesi sebebiyle akim kalınca, 1965'de tek başına iktidara gelen Adalet Partisi tarafından konu tekrar gündeme taşınır. 1967'de projesine başlanan, 1968'de anlaşması imzalanan Boğaziçi Köprüsü'nün yapımına 1970'de başlanır ve 29 Ekim 1973'te hizmete açılır. Bilenler bilir. Boğaziçi Köprüsü'nün niyet ve yapımı aşamalarında başını CHP'lilerin çektiği güçlü bir muhalefet dalgası köprüye hep karşı çıkmıştır. Karşı çıkanlar arasında 'Boğaz'a köprü ne lazım; önce Zap Suyu üzerine köprü yapın' diyenler olduğu gibi, köprünün ayaklarından birisinin yapılacağı yerde bulunan kadın arkadaşının yalısını korumak niyetiyle muhalefet eden bir gazete patronu bile vardır.
Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Marmaray, hızla yükselen Yavuz Sultan Selim Köprüsü, yakın bir zamanda tamamlanması beklenen Avrasya Tüp Geçidi derken; şimdi de Üç Katlı Tüp Geçit!...
Birbiri ardına atılan muhteşem adımlardan başı dönen ve 'Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nden geçmeyeceklerini', 'Marmaray'a binmeyeceklerini' deklare eden bazılarının, Avrasya Tüp Geçidi ve yeni projelendirilen Üç Katlı Tüp Geçit konusundaki tavırlarını henüz yeterince bilmiyoruz. Ama öğrendiğimizde oldukça keyif alacağımıza şüphe yok... Ne diyelim: Çılgın projeler birilerini çılgına çeviriyor...
İngiliz polisi Londra Havaalanı'na
Derenin başına çöreklenen ve suyu bulandırdığı yetmiyormuş gibi, aşağıda bir yerde su içmeye niyetlenen kuzuya 'seni yiyeceğim, çünkü suyu bulandırıyorsun' diyen kurt hikayesini, hepimiz biliriz.
Charlie Hebdo baskını sonrası tedbir telaşına düşen AB ülkelerinin Müslüman asıllılara yönelik vize uygulamalarını daha da sıkılaştırma gibisinden formüllere sarılmaları, garabetin başlangıç noktası oldu. Charlie Hebdo ve o günlerde yaşanan market baskını failleri Fransız vatandaşı oldukları halde, dışarıdan gelecek insanlara karşı uygulanacak formüller üzerinde çalışıyordu AB ülkeleri. İngiltere'den uçağa binerek Türkiye'ye gelen üç kız meselesinde de kurtla kuzu hikayesini hatırlatan gelişmeler yaşandı. İngilizler, THY Genel Müdürü Temel Kotil ve Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Abdurrahman Bilgiç'i, üç kızla ilgili soruları cevaplamak üzere İçişleri Komisyonu'na davet ettiler önce. Ardından da, İngiltere parlamentosunda İstanbul havalimanlarına İngiliz polisinin yerleştirilmesi önerisi tartışıldı.
Yaşları 18'in altında olan üç genç kız, uçağa Londra'dan bindiklerine ve biniş öncesi rutin polis ve pasaport kontrollerini yaptırdıklarına göre, problem yok gibi gözüküyor. Ancak kızların aileleri, daha önce kızlarıyla alakalı bazı işlemler yapıldığının ortaya çıkması üzerine İngiliz polisini suçlayınca, belli ki İngilizler'de şafak atmış. Verebilecek cevapları da olmayınca, THY'den bilgi istenmesi ve İstanbul havaalanlarına İngiliz polisi yerleştirilmesi gibi saçmalıklara başvurmak durumunda kalmışlar.
THY yetkililerinin, İngiliz pasaport ve gümrük kontrollerini geçerek uçağa binen kızlar için vereceği bilginin neye yarayacağı meçhul... Kendi havaalanını kontrol edemeyen İngiliz Polisi'nin, İstanbul havaalanlarında ne iş görebileceği de.. THY uluslararası kurallara uygun olarak yolcu kabul ettiğine göre, İngilizlerin yapması gereken şey de ortaya çıkıyor: İstanbul havaalanlarına İngiliz polisi yerleştirilmesi gibi saçmalıklarla uğraşacaklarına, Londra havaalanlarına İngiliz polisi yerleştirsinler evvela. Anlaşıldığı kadarıyla problem orada çünkü...