Başbakan Erdoğan'ın, "28 Şubatta medyanın hiç vebali yok mu?''sözleri, malum siyasi ve medya çevrelerinde yeniden yıldırım çakmasına yol açtı. Son iki ay içinde en az dört yazımda, 28 Şubat soruşturmasını yürüten savcı
Mustafa Bilgili'nin özelliklerini anlatmış, Genelkurmay kozmik odaya giren savcı Bilgili'nin çok az insanın bildiği bilgilere sahip olduğunu, sürprizlere hazır olunması gerektiğine işaret etmiştim. Savcı Mustafa Bilgili'nin uzun zamandır, 28 Şubat'ın arkasında yer alankurtulduğunu- unutulduğunu zanneden büyük sermaye ve medyanın belirli isimlerinin incelemeye tabi tutulduğunu, her an 2. soruşturmayı hazırlandığını duymuştum.
Başbakan'ın sert konuşması, bu ikinci davanın açılması için her şeye "yeşil ışık" yaktı.
Necmettin Erbakan'ın başbakanlığında 28 Haziran 1996'da RP-DYP koalisyonu şeklinde kurulan 54. Hükümet, Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel'in desteği, TSK'nin yoğun baskıları ile asker ve halkı muhafazakâr kesme karşı kışkırtan manşetlerin gücüyle iktidardan çektirildi. Hemen her fırsatta irtica ve şeriat yaygarası yapan 28 Şubat'ın "bir kısım medyası" post modern darbe sürecinin fiili yaptırımcısıydı adeta. O dönemin en etkin üç gazetesi olan Hürriyet, Sabah ve Milliyet'in Erbakan-Çiller Hükümeti'nin iş başına gelmesinden sonra nasıl bir tutum sergilediğini arşivlere girerek birkaç kez taradım.
TANSU ÇİLLER'İN İSYANI
Askerin iki dudağının arasından çıkan, "Laiklik", "Şeriat", "İrtica", "Rejim" ve "Cumhuriyet" gibi sözler için manşetlerini hazır vaziyette bekleten üç gazetenin o dönem bir iş bölümü yaptığı da ortaya çıkıyor.
Dinç Bilgin'in sahibi olduğu Sabah (Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu, Ankara temsilcisi Fatih Çekirge), Erbakan'ın ortağı
Tansu Çiller'i hedef alıp, "Tarih Seni Affetmeyecek" suçlamasını yaparken, Aydın Doğan'ın Hürriyet'i (Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök) Erbakan'ı yıpratacak her habere atlamış. Aydın Doğan'ın Milliyet'i TSK'yi baz alarak askerin tepkileri üzerine yoğunlaşarak yıpratıcı manşetler atmış.
Hürriyet gazetesinin 30 Nisan tarihli "ŞOK BRİFİNG" manşetinin altındaki şu satırlar da, medyanın post modern darbe sürecinde üstlendiği rolü net biçimde gösteriyor: Basın, irtica konusunda büyük sınav vermiştir.
Bizim gururumuz olmuştur. Bazı olayları gün ışığına çıkartarak, umudun, ışığın, alevin yansımasına yol açmıştır. Basının tutumunu şükranla karşılıyoruz."
31 Ağustos 1996 günkü Sabah gazetesinden yansıtılan : "Üst düzey bir komutan, "Böyle giderse 2010 yılında Türkiye 1996'dan karanlık olacak" şeklindeydi. Adının verilmemesi kaydıyla konuşan komutanın sözleri aynen şöyle: "Belki bunu ben göremeyeceğim ama hepiniz yaşayacaksınız. 1950 yılındaki Türkiye ile şimdiki Türkiye aynı mı? Laiklik konusunda her şey daha kötüye gidiyor. Yeni İmam Hatip Liseleri açılması durdurulmalı. Durdurulması yetmez, kapatılmalı. İmam Hatiplerin açılmasını durdurmayan bir Meclis olur mu?"
MGK kararlarına ve istifa baskılarına direnen Erbakan'ı, "imzalamıyor, bırakmıyor" yaygarasıyla hedef yapan 28 Şubatçı medyadan, Hürriyet Gazetesi , "Ettiğini Buldu" manşetini çekinmeden, üzülmeden atabiliyordu. 28 Şubat döneminin başta Hürriyet olmak üzere birçok gazetenin, DYP'nin içinin boşaltılması yolunda etkili yazı ve yorumlarla çalışıyordu. Sanayi Bakanı
Yalım Erez'in, işaret fişeği gibi istifası Başbakan Yardımcısı Çiller'i âdeta çıldırtmıştı.
Çiller'in duvarlara tekme attığı, yakınlarına, milletvekillerine ikna odalarında, "paraysa para, ünvansa ünvan'' verildiğini anlatıyordu. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük davası, "Ergenekon" mahkemelerinin İstanbul mahkemeleri kanadında 5 Ağustos'ta kararlar verildi. 5 yıl süren Ergenekon davasının gerçekleştirilen 321. duruşmasında mahkeme kararları açıklandı. Mahkeme başkan ve üyeleriyle, savcıları, gerekçeli karar üzerinde çalışmalarını yoğun biçimde sürdürüyor. Kararın Kasım ayında açıklanacağı belirtiliyor. Gerekçeli karardan sonra, ceza alanların Yargıtay'a, temyiz için başvuruları başlayacak. Yargıtay aşamasındaki duruşmaların muhtemelen Mart-
Nisan ayında gerçekleşeceği söyleniyor.