CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Yurtta sulh cihanda sulh

Eklenme Tarihi 11 Kasım 2009
71'inci ölüm yıldönümünde Büyük Atatürk'ü rahmetle, minnetle andık. Onun "Yurtta sulh, cihanda sulh'' veciz sözüne uyan bir tarihi toplantıyı da TBMM'de gerçekleştirdik. Atatürk'ün bu sözlerinin derin anlamı vardır. Atatürk her bakımdan birleştirici bir insandı. Çeşitli görüşlere sahip insanları ortak bir amaç uğrunda birleştirdi. Türk milleti bir bütün haline gelmeden Kurtuluş Savaşı'nı başlatmamıştı. Konuşmalarında, hem zaferin hem de inkılâpların milli birlikle gerçekleştiğini belirtmiştir. Yurtta barış, milli birlik ve beraberliğin sonucudur. Vatandaşlar birbirlerini kırmadan, birbirlerinin hak ve özgürlüklerine saygı duyarak yaşamalıdırlar. Bu memlekette esenliği sağlar ve aslında gelişmenin, kalkınmanın ve demokrasinin de en önemli şartlarındandır. Bu veciz cümlenin ışığında, Millet iradesinin tecelli ettiği TBMM'de tarihi bir soruna çare bulmak üzere çalışmalara başlanıldı. Zorluklara ve polemiklere, gerginliklere bakıp da "çare ve çözümün" sonuçta TBMM'de aranması gerektiğini unutmamak gerekir.

Sorunları çözmek

Cumhurbaşkanı Gül, "Başkası gelir, bizim işimize karışır" demişti. Sorunlarımızı çözemezsek birileri gelir bunu istismar eder. Etmediler mi? Yıllarca komşu ülkelerde teröre destek vermediler mi? PKK nasıl gelişti, değişik ülkelerin desteğini nasıl aldı? Bir ülkenin içini kemiren sorunlar varsa, bunlar kaçınılmaz olarak başka devletlerin müdahalesine açık alanların ortaya çıkmasına yol açar. Kendi sorunlarını kendi iradeleriyle çözemeyen devletler, başkalarının istismarına açıktır. Siyasi aklı güçlü bir devlet buna izin vermez; sorunlarını başkalarına fırsat vermeden kendi iradesiyle çözer. TBMM, Türkiye'nin sorunlarını tek tek çözecektir. Konuşmalar, tartışmalar, restleşmeler derken 'Demokratik Açılım' tartışmalarında bir yere gelindi. TBMM'de ne oldu? Türkiye, her fırsatta Kürt açılımından geri adım atmayacaklarını, partisinin oy kaybetme riskini göze aldıklarını açıklayan bir Başbakan'a sahip olduğunu bir kez daha gördü. Sorumluluk bütünüyle hükümetin omuzunda. Güçlü ve dirençli bir iktidar dışında, bu zorlu badireleri atlatmanın çaresi yok. Sonucu, Başbakan Erdoğan'ın kararlılığı ve hükümetin gücü ve geliştirdiği inisiyatif belirleyecek.

Geriye gidilmez

Birlik-beraberliğimizi daha da sağlamlaştırmak için başlamış olan bir süreç, tarihi sorunu çözme iddiasıdır. Meselenin niteliği ve muhtevası itibarıyla, bu iddia, Türkiye'nin iddiasıdır. CHP-MHP'nin sert ve şiddetli muhalefeti nedeniyle ortaya çıkan havaya bakıp, "açılım bitmiştir" şeklinde yorumlar yapanlar oldu. Hiç şüphesiz bu "açılım", tartışmaların, ortaya konulan görüşlerin, alınan tutumların seyrinden etkilenmeye açık. Bu süreç bazı somut adımların atılması noktasına gelecek. Ama yavaş, ama hızlı, yol alınacak. Bu, kaçınılmaz. Birlik-beraberliğimizi daha da sağlamlaştırmak için başlamış olan bir süreçte gelinen noktanın gerisine düşülmeyecektir. Çünkü Türkiye gelip "duvarın" önüne dayanmıştır. Daha ileriye gitmesini engelleyen bu "duvarı" aşmak istemektedir. O "duvarın" varlığının yol açtığı acıları daha fazla taşımak istememektedir. Gelinen noktadan geri gidilebilir, bu tartışmalar olmamış gibi davranılabilir mi? Siyasi aktörler bu sürecin ya içerisinde ya da dışında kalarak rollerini oynayacaklar; ama sürecin işlemeye devam etmesini engelleyemeyecekler.