ABD önderliğindeki tek kutuplu dünya sisteminin 2000'li yılların başına kadar devam etti. 2000'de Rusya Devlet Başkanı olan Vladimir Putin tarafından devreye sokulan 'Rusya genişleme doktrini' ile Rusya, yeniden küresel güç konumuna geldi. Çin de rekor düzeyde büyüyen ekonomisi ve stratejik hamleleriyle küresel bir güç olma noktasına 2005'te ulaştı.
Doğu-Batı Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Ortadoğu uzmanı Ömer Özkaya'ya sordum: ABD,Rusya ve Çin'in buluşma noktası neresi?
Stratejist Özkaya, "Tek kelime ile Türkiye'dir" dedi ve Takvim okurları için bir analiz yaptı: "Etrafında, üç küresel gücü yakından hisseden Türkiye, tarihin akışını iyi okuyarak 2007'den itibaren bölgesel güç konumuyla, yeni dünya düzeninde yerini almaya başarmıştır.
Türkiye, ABD ile stratejik ortak.
Türkiye Rusya ile, stratejik ve ekonomik ortak. Gelişen Çin de gözünü Türkiye'ye dikmiş, yeni projelerini devreye sokmak istiyor.
Çok kutuplu dünya sisteminin temel özelliği 'rekabetin', 'çatışmanın' ve 'taktik iş birliğinin' iç içe geçtiği bir düzlemde olmasıdır...
Bugünlerde tam çok kutupluluğu yaşıyoruz... Bunun tipik örneğini Suriye gösteriyor.
Yarınlarda, başka ülkelerde de aynı durumla karşılaşma durumunda olacağız'' Çok kutuplu dünyanın parametrelerini Özkaya, şöyle yorumladı: "Küresel çok-kutupluluk Batı'nın ekonomik etki gücünü yavaş yavaş yok ediyor. Avrupa Birliği (AB) de bölgesel bir güç odağı olarak entegrasyon sürecini hızlandırmaktaydı. Birleşik Krallık ise entegrasyon süreci hızlanan AB'ye üye olmasına karşın bu entegrasyon sürecinde çekimser kalıyordu.
Ortaya yeni çıkan alternatif güç merkezlerinin varlığı, Batı'nın stratejik taahhütlerini, hem siyasi hem de maddi açıdan, her yerde daha pahalı hale getiriyor. Çin ve müreffeh Körfez ülkelerinin yeni yardım şekilleri, Asya ve Afrika'nın ekonomik kalkınmasını Batı'dan uzaklaştırıyor; Batı ise, bu yeni rakip patronların artan gücünü denetlemek üzere gerekli yumuşak güçten yoksun."
STRATEJİK KARARLAR
Peki bu gelişmeler karşısında Türkye ne yapıyor? "Türkiye'de, yeni çok kutupluluktan azami düzeyde istifade etme peşinde. Gerek büyük güçlerle ilişkilerinde ve gerekse krizle beraber bazı güçlerin elini çekmek zorunda kaldığı bölgelerde Türkiye daha etkin olma peşinde. Örneğin Türkiye ile İsrail arasındaki kriz ve Arap dünyasındaki dönüşüm, birçok dengeyi yerinden oynattı. Bu nedenle de Washington yönetimi, Ankara ile ilişkilerini yeniden düzenlemek zorunda.
ABD ve Avrupa bugün, önemli üslere ev sahipliği yapan ve bölgeye model olarak gösterdikleri Türkiye ile ilişkilerini sürdürmekle, Türkiye'nin nüfuzunu artırma çabasını makul görme arasında karar vermek durumundadır.''
SONUÇ:
Türkiye'nin bölge ve dünyada artan gücünü, diğer aktörlerin çıkarları ile nasıl senkronize edeceği stratejik kararlar gerekiyor. Yeni dünya düzeni kurulurken, Türk hükümetinin kritik olaylarda göstereceği refleksler geleceğimizi belirleyecek. Bu perspektiften bakıldığında Türkiye'nin yakın coğrafyasında hem caydırıcılık gücünü korumak hem de bölge halklarının zihnindeki 'güçlü Türkiye' imajını pekiştirmek için, çok yönlü hamlelerini devam ettirme, içe değil daha çok dışa bakma, kronik sorunlarına neşter atma ve gücünü, kapasitesini dostları için zorlamaktan çekinmemek zorundadır.