TÜSİAD'ın, geleneksel olarak her yılsonu Ankara'da yaptığı Yüksek İstişare Toplantısı'nın yankıları siyasi kulislerde devam ediyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Yardımcısı Gürsel Tekin'in, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin ilk kez TÜSİAD'a gitmesi ve BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın katılması , iktidardan ise iki bakan Cemil Çiçek ile Taner Yıldız bulunması dikkati çekici yorumlara yol açıyor. Gazete arşivlerine bakıldığında TÜSİAD'ın muhalif tavrındaki gelişmeye tanık oluyoruz. 1980'lerde 'demokrasi' vurgusu yapan, ülkenin daha fazla özgürlük ve hukuk devleti olma yolunda ilerlemesi için çaba gösteren, önde gelen aydınlara hazırlattığı raporlar ve Anayasa taslaklarıyla demokratikleşme arzularını kamçılayan TÜSİAD, 12 Eylül referandumunda farklı bir yola girdi.
Bugünün TÜSİAD'ının bu tavrı, muhalefet partilerinin gösterdiği yakın ilgiden de kolayca anlaşılıyor. Doğan Yayıncılık'ın patronu Aydın'ın kızı Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın başkanlığında başlayan muhalif tutum dalgalar halinde sürüyor. İSO'nun 2009 Türkiye'nin en büyük 500 sanayi şirketi listesinde MÜSİAD ve TUSKON üyesi 70'den fazla firma var.
Bunların 31'i MÜSİAD'dan. 1990'da bu sayı 8'di. 2007'de ise 23'tü. MÜSİAD'ın ve TUSKON'un giderek güçlenmesi, siyaset ve ekonomi üzerinde ağırlığını hissettirmesinin karşısında, TÜSİAD'ın muhalif çevrelere yakınlığını anlamak mümkün oluyor.
ÜMİT BOYNER'İN OĞLU
Ümit Boyner'in ilk eşi Doğan Bolak'tan olan oğlu Sinan Bolak'ın, CHP'ye üye olmasını da unutmamak lazım. CHP'nin Teşkilatlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin'in ilginç açıklaması basında yer aldı, tekrarlamakta yarar var: "Sinan Bolak, ABD'de New York Üniversitesi'nde siyaset bilimi okuyor. 2009 yılı yazında da benim yanımda 8 ay staj yaptı.
O zaman İstanbul İl Başkanı'ydım ve birlikte çok iyi çalıştık. Geldi CHP'ye de üye oldu. Benden tam not aldı. Çok çalışkandı. Üniversiteyi bitirsin, CHP'de birlikte çalışacağız. Belki biliyorsunuz, Sinan Bolak, rahmetli dedesi CHP'nin eski milletvekili Aydın Bolak'tı. Şimdi torun Bolak, siyasette olacak."
BÖLGESEL GÜÇ
Son yıllarda Türk dış politikasında kendini hissettiren aktivist yaklaşım ve bu yaklaşımın neticesinde ortaya çıkan Türkiye'nin bölgesel güç potansiyeli yeni dinamiklerin oluşmasını sağlıyor. Sovyetler Birliği ve Yugoslavya'nın yıkılması ile birlikte ortaya çıkan devletler; etnik, tarihi ve kültürel bağlardan dolayı Türkiye'nin hareket kabiliyetini arttırmış ve Türkiye için elverişli bir politika alanı yaratmışlardır. "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne" vizyonuyla bu yıllarda başlayan dış politika hamleleri, ilk olarak Kafkasya ve Orta Asya'daki Türkî Cumhuriyetler'le kurulan sıkı ilişkilerde kendini göstermiştir. Türkiye'nin bu bölgelerle yakından ilgilenmesi ve bir anlamda onları kendi eksenine çekmeye çalışması elbette ki uluslararası aktörler tarafından hissedilmektedir. Türkiye kabuğunu kırmış ve potansiyel gücünün verdiği güçle özellikle Kafkasya ve Orta Asya bölgesinde etkili bir güç haline gelmiştir.
Gerçekleşen bu politik ve ekonomik açılımlarla birlikte Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa savunma psikolojisinden çıkmış, güç potansiyelinin farkına varmış ve kendine güvenini yeniden tesis etmiştir. Bu bağlamda, "Balkan Birliği" ve "Mezopotamya Birliği" kurma konusunda Türkiye'nin hamleleri devreye girmektedir.