Anayasa Mahkemesi'nin 367 krizini çıkaran kararı, 411 oyla TBMM'nin kabul ettiği yasayı iptal etmesi, iktidar partisini kapatma davası ve kararı, ne gibi olaylara yol açmıştır.
Tarih, 2003-2009 arasındaki büyük tertipleri, tuzakları, kumpasları detayları ile yazacak.
En başa Ergenekon davasını koyacaktır.
Son haftaların önemli olaylarını birlikte okursak, tertipleri, tuzakları, kumpasları net biçimde görürüz. Sivil dikta kampanyaları.
Telefon dinleme ve AK Parti hakkında yeni kapatma davası söylentileri.
Kozmik odalarda aramalar.
Baykal ve Bahçeli'nin erken seçim çıkışları.
Hükümetin referandum atağından korkanlar.
Darbelere karşı hukuk yoluyla mücadele imkanını ortadan kaldıran, askerlerin sivil yargılanmasına engeller koyan karar.
Balyoz planında yapılan konuşmalar.
Bu olaylar ve konular birbirinden bağımsız düşünülemez. Olayların tümüne ve gelişmelere bakarsak, milli iradeye karşı planlar, kumpaslar dikkati çekiyor. Yüzde 47 oyla iktidara gelen AK Parti'nin seçimle görevden ayrılmasının mümkün olmadığının görülmesi karşısında siyasi kumpaslar devreye sokuluyor. Çatışma stratejisi ile iktidarı iş yapamaz duruma getirme çabaları seziliyor.
Yeni senaryo
Başbakan Erdoğan soruyor:
"Sivil faşizm diyorlar, tek adam özlemi diyorlar. Peki soruyorum. Nereden çıktı şimdi bu tartışma. Merhum Menderes'e, merhum Özal'a yürütülen bu kampanya şimdi niçin yeniden yapılıyor?
Şimdi aynı gazeteler aynı manşetleri yeniden atıyorlar. Hangi senaryoyu yeniden canlandırmak istiyorsunuz?''
Oyun bozucular
En geç 17 ay sonra seçim var. Sandık halkın önüne çıkarılacak iken, bilinçli bir kampanyaya (ya da kumpasa) dönüştürülen fitneyi açığa çıkarmak gerekiyor.
20 yıl önce Özal hedeflerindeydi ve diktatör olmakla suçlanıyordu, bugün Tayyip Erdoğan.
"Sivil dikta" kumpaslarını Türkiye çok iyi tanıyor. Ne zaman başlatıldığını, kimler tarafından desteklendiğini. Bu lafları 20 yıl öncede, şimdi de söyleyenler aynı çevrelerdi. Hemen her gün yeni darbe senaryoları çıkıyor ortaya.
Bu senaryolarla, o tür kampanyaların zamanlamasına dikkat edin? Türkiye politikalarını sivil-asker çatışmalarına göre şekillendirenler, darbe çağrıları yapanlar onlardı. "Türkiye İslam'a kayıyor" kışkırtmasıyla orduya davetiye çıkaranlar onlardı. Şimdi dikta laflarıyla davetiye çıkarılıyor. "Oyun bozucular" gerçekten çok iyi çalışıyor. İnce ince işlenen bu stratejiyi iyi okumalıyız.
Balyoz konuşmaları
Balyoz planında, dehşet verici bir konuşma var.
Bu laflar kolay kolay unutulmaz, unutturulamaz. Ne demek, halka acımasızca hareket etmek? Kim söyleyebilir bu sözleri? Bu lafları senaryoda bile olsa kullanan şahısın aklından şüphe edilir.
"Bütün birliklerimi oraya görevlendiririm. İstanbul'un üzerine çökerim. Belediye başkanıymış, yok, sonra savcıymış, hâkimmiş, kaymakammış, bu konuya olumsuz bakan tablolarda yer alan insanları gerekirse belediye başkanlıkları komutanları o görev de uhdesinde olacak şekilde görevlendirmek suretiyle ve ağır bir baskı.
Ben tabii komutan arkadaşıma katılıyorum ama bir yerde de hani karşımıza halkı almak meselesi ayrı, bunlar kararlarını vermişlerdir. Bu ülkeyi bölecek parçalayacaklardır ve ülkeyi başka bir rejimin içerisine taşıyacaktır. Böyle kararlı olan bir halka karşı da acımasızca hareket etmek bizim görevimizdir.''
Şimdi ne olacak?
Demokratik hukuk devletinde rejimin koruyucusu, cumhuriyetin bekçisi milletin kendisidir. Çareyi milli irade bulacaktır. Çare sandıklardadır. Nisan-Mayıs ayında referandum sandığı ortaya çıkabilir.
Yeni anayasa sandığı ve seçim sandığı ''Yeni Türkiye'nin rotasını çizecektir.