11 Kasım'a dikkat
11 Kasım'da TİB aramasına paralel haberler sızmaya başladı. Ankara 1.Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Hayri Keskin'in, "Yargıtay başkanlık santrali ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin de dinleniyor" diye rapor verdiği yazıldı. Bu rapor anında tüm medyaya servis edildi ve gün boyu "Herkesi dinliyorlar" kampanyası yapıldı.
Yargıtay, Sincan Savcılığı'ndan belgeyi alıp inceledikten sonra "ön inceleme" kararı vermekle yetinirken, HSYK toplandı ve "Dinleniyoruz" kampanyasına katıldı. Medya gün boyu dinleme senaryoları üzerine yayınlar yaptı. Akşam saatlerinde TİB ve Adalet Bakanlığı üst üste iddiaların yalan olduğunu açıkladı. Sincan Hakimi Osman Kaçmaz, 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nden TİB'de daha geniş kapsamlı bir inceleme yapılması ve bilgisayar disklerine el konulması talebinde bulundu.
"Bir engelleme olmaması için" TİB, baskına polisle gidilmesi de istenen kararda, TİB yöneticilerinin bilgisayar harddisklerinin alınmasına karşı koymaları halinde tutuklanmaları da istendi.
Cunta tartışmaları
11 Kasım akşamı, demokrasiye müdahale planında imzası bulunan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek tutuklandı. 12 Kasım'da Meclis'te demokratik açılımda ikinci toplantı yapıldı. 13 Kasım'da Albay Dursun Çiçek jet tahliye ile cezaevinden çıktı. 14 Kasım'da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, AK Parti hakkında kapatma incelemesi yaptığına ilişkin açıklamasını yaptı.
Dava açılır mı?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dikkati çekici açıklamalar yapıyor:
"Yapılanların hedefi var. Birincisi gündem saptırmak. İkincisi dinleme kayıtlarının seyrini değiştirmek. Türkiye'de böyle gözlerini dört açmış, 'Şu parti bir kapatılsa de meydan bize kalsa' diye bekleyenler var. Türkiye'de ne yazık ki yargıyı etkileme gayretinde olan bazı çevreler var, buna siyasetçiler de dahil. Ama inanıyorum ki bu konuda hukukun dediği olacaktır."
Kimse, Türkiye'de yargının seyir defterine baktığında AK Parti hakkında ikinci kere kapatma davası "Açılmaz" diyemiyor. 2007 yılında yaşanan olaylar ve alınan kararlar, tamamen bir siyasi mücadele aracı niteliği arz ettiği kanaatinin yaygınlaşmasına yol açmıştı. Şimdi, seçimlerde diskalifiye edilmesi imkânı gözükmeyen AK Parti'yi, bir kere daha topun ağzına vermek çabası gündeme sokuluyor.
Karar milletin olmalı
Büyük değişimler yaşandığı, toplumların taleplerinin çeşitlendiği bu çağda "siyasetsizliği" değil, siyaseti konuşmak ve ne pahasına olursa olsun siyasete sahip çıkmak tek çıkar yol. Diktatörlüklerde yanlışlık görülemez ve söylenemez. Yönetenin söylediği her şey doğrudur. Demokrasi ise yanlışlıkların olabileceği rejimdir. Yanlışları siyasi partiler de, partilerin yönetici ve mensupları da yapar.
Yapacak ki rakibine sıra gelsin. Yapacak ki halk seçim geldiğinde onun hesabını, yanlışlığı yapandan sorsun. İşte zaten bunun için seçimlerin bir anlamı vardır. Çağdaş demokrasilerde partiler kurulur, kapanır ama çağdaş demokrasilerde partileri halk kurar, partileri yine halk kapatır. Demokrasilerde partilere cezayı yargı değil, seçmenler vermelidir.